EXPO ve sağlık sektörü

Toplum olarak bugün yaşadığımız bazı sorunları vaktinde niçin teşhis edip çözemediğimizi anlamak zorundayız. Bu sorunları çözmek daha sonra ya imkansız hale geliyor, ya da maddi ve manevi anlamda büyük maliyetler çıkarıyor.

Birkaç örnek mi dediniz? O kadar çok ki. En başta geleni gecekondu sorunu. Batı toplumlarının çok önceden yaşadığı köyden şehre göç, bilinmeyen bir sorun değildi. Sanayileşmeye başladığımız yıllarda bu planlamayı yapamaz mıydık? Eğer o zaman bakir alanlarda arsa üretip, üç beş tip proje ortaya konulabilseydi kimse gidip yolu suyu olmayan dağ başlarına ev yapmaya kalkmazdı. Şimdi kentsel dönüşüm diye çırpınıyoruz. Ortaya çıkan sorun sadece maddi değil. Allah korusun, bir depremde İzmir dahil bir çok şehrimizde büyük can kayıplarıyla karşılaşma ihtimali bile insanın kanını donduracak mertebede.

Bu soruna suçlu aramaya gerek yok. Bir suçlu ilan etmek gerekiyorsa, bütün bir toplum diyebiliriz. Merkezi yönetimiyle, yerel yönetimiyle, üniversiteleriyle, aydınlarıyla, ileri gelenleriyle bütün bir toplum. Şunu ileri sürenlere de haksızsınız demek zor: Üniversiteler ve aydınlar diğer kesimlere göre daha çok bu soruna eğilmeli ve ilerde ortaya çıkabilecek sorunları önceden tespit ve teşhis etmeli değil miydi?

Bir başka örnek, dershane sorunu. Üniversite sınavlarına çocuklarımızı hazırlamak için dershaneye göndermek zorunda kalıyor muyuz? Onlarca yıl sonra, ‘bir zamanlar üniversiteye girmek için okuldan başka bir de dershane diye bir yere gitmek gerekirmiş’ denilecek gibi geliyor bana. Bu sorunu hala halletmiş değiliz. En büyük ümidimiz Ömer Dinçer gibi el attığı her konuyu çözüme kavuşturan bir Milli Eğitim Bakanı’na sahip oluşumuz. Eğitime ilişkin konuların ideolojik bakış açısıyla ele alınması, dershane sorununun çözümündeki en büyük engel olmuştur. Getirilmeye çalışılan çözümler bilimsel yaklaşımla değil başka kaygılarla ele alındığı için bugüne sarkmış olan bu problem hem kaynak israfına hem insan israfına sebep olmaktadır.

Yurt dışında bir takım vaadlerle para toplayan holdingler de bizim başımızı ağrıtan bir sorun olmuştur. Bu soruna da vaktinde bir toplumsal müdahale olmayınca kangren haline gelmiş ve ondan sonra MÜSİAD gibi kuruluşlar ancak harekete geçebilmiştir. Oysa bu mesele de kimsenin canı yanmadan ya da alev büyümeden halledilebilirdi.

Sonraki yıllarda utançla hatırlayacağımız bir başka konu ise başta üniversitelerde olmak üzere, insanları kılık kıyafetine bakarak bazı haklarından mahrum etme yolundaki çarpık anlayıştır. Türkiye’nin son yıllardaki demokratik adımlar sayesinde normalleşmesi, bu uzun konuşmayı hak eden konuyu çözüme kavuşturmak üzeredir.

Üzerinde durmamız gereken konulardan biri de sağlık alanındaki sorunlardır. Hemen birkaç yıl öncesini hatırlayalım. Devlet hastaneleri, SSK hastaneleri, üniversite hastaneleri ne durumdaydı, isteyen herkes bu hastanelere baş vurabiliyor muydu? Bunlar ne kadar verimli çalışıyordu? Buralarda tedavi olabilmek için hangi kapılardan geçmek gerekiyordu? Bu kurumlardan memnun olan var mıydı acaba?

Yukarıdaki örneklerin bir kısmı kangren haline gelmiş ve hala çözülmeyi bekleyen sorunlar olarak duruyor. Gecekondu ve dershane işi böyle değil mi? Oysa sağlık alanındaki sorunlar başka ülkelerin kiminin gıptayla kiminin kıskançlıkla baktığı çözümlere kavuşmuş durumda. Bu alandaki eksikliklerin giderilme yolunda olduğu da çok açık. Demek ki soruna vaktinde sahip çıkan olursa çözümü de mümkün. Sağlık Bakanı Recep Akdağ ve onun önünü açan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın haklarını teslim etmek mecburiyetindeyiz.

Şimdi sağlık sektöründe bu kadar yol almışken ortaya çıkan potansiyeli EXPO 2020 için kullanmamak olmaz. Hep söylüyoruz, sonunda bu iş gelecek 160’a yakın Uluslararası Sergiler Bürosu (BIE) üyesi ülkenin delegeleri eliyle verilecek oylarla ya İzmir’de kalacak ya da başka bir ülkeye gidecek. Hazır biz EXPO için tema olarak “herkes için sağlık” demişken bu potansiyeli kullanmak için de “yeni yollar” bulmak zorundayız. Oy verecek ülkelerle şimdiden sağlık alanında işbirliği imkanlarını zorlamamız gerekiyor. Bu işi gönüllü olarak yapan “sınır aşan doktorlar” gibi kuruluşlar var. Bunlardan İzmir’de de yurt dışında sağlık hizmeti veren gönüllü dernekler olduğunu biliyoruz.

EXPO çalışmalarını yürüten İZKA, bu hususları vakit geçirmeden gündemine almalı. Fakat daha önemlisi sivil toplumun kendiliğinden harekete geçmesidir. Sağlık alanı, bizim yurtdışında kullanabileceğimiz en büyük EXPO enstrümanıdır.

http://www.stargazete.com/egebolgesi/expo-ve-saglik-sektoru-haber-384596.htm

Related posts:

Leave a Comment

shared on wplocker.com