Bak Şu Güzel Köylüye…


  • Facebook
  • Twitter
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • Email
  • RSS

Bir önceki yazıyı ‘tarımdaki dönüşümü anlatmak için bir yazıya daha ihtiyaç var’ diyerek bitirmiştik. Aslında bu sözün doğrusu ‘en az bir yazıya daha’ şeklinde olmalıydı. Çünkü o kadar büyük değişiklikler var ki bu alanda, değil bir yazıyla birkaç yazıyla bile bunları anlatmak zor. Olsun, biz yine de gayret edelim.

Biraz tarımla içli dışlı olanlar zaten hem gelişmeyi hem yapılması gerekenleri hem de zorlukları gayet iyi teşhis ediyorlar. Zor olan bu değişim ve dönüşümü tarımla çok içli dışlı olmayanlara anlatabilmek. İlk iş köylü ile çiftçi arasındaki farkı ortaya koymak. Hatta isterseniz buna köylü ile tarımsal işletme arasındaki fark diyelim. Köylü kendi emeğiyle geçimini sağlamak için çırpınır. Çalışanlar aile fertleri. Hatta ailenin güzel kızı da işin içinde. Ona şarkı bile yakmışlar: “Bak şu güzel köylüye, işte bu kızdır peri/ Toprak ile oynamış, belli, güzel elleri.” Oysa tarımsal işletmeler hem istihdam açısından hem de Türkiye’nin tarımsal hasılası açısından önemli. Tarıma verilen desteklerin büyük işletmelere yaradığı söyleniyor. Evet, bu bir stratejinin gereği. Aksi takdirde hem verimi yükseltmek zorlaşır, hem tarımsal hasılayı büyütmek imkânsız hale gelir. Elbette köylüyü ihmal etmek olmaz. Onlar için de teşvikler var.

Tarımda dönüşümün tamamlanması için birkaç hususun gerçekleştirilmesi şart.

Bunlardan birisi lisanslı depoculuk, kanunu çıktı fakat değeri yeterince anlaşılmadı. Kurumları alışkanlıklarından vaz geçirmek kolay değil. Ürün yerine ürünün senedinin tedavülde olacağı bir düzenleme ne büyük ufuklar açar ülkemize.

Bir diğer önemli nokta tarım arazilerinin mirasla bölünmesini önlemek. Bu konuda kısmi düzenlemeler yapılmış olsa da medeni kanunda esaslı bir değişikliğe ihtiyaç var. Bakanlık değişiklikle ilgili çalışmaları yürütüyor bildiğim kadarıyla. Bu o kadar önemli bir sorun ki hem israfa yol açıyor hem de verimi artırmak isteyenler için aşılması zor güçlükler çıkartıyor. Tarım Bakanı Mehdi Eker’den dinlemiştim. Türkiye’de ortalama bir tarım işletmesinin büyüklüğü 60 dönüm. Üstelik bu tek parselde değil. AB ülkelerinde bu rakam 170 dönüm. ABD’de ise 1800 dönüm. Buradan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz: AB ülkelerinde bir traktörle sürülen tarlayı biz ancak yaklaşık üç traktörle sürüyoruz. Diyelim AB’de her bir tarım işletmesi için bir kuyu açılıyorsa biz yine yaklaşık üç kuyu açıyoruz. O halde burada da yapılması gereken bir şey var: Arazi toplulaştırması. Şimdiye kadar 5 milyon hektar toplulaştırma yapılmış. Daha 9 milyon hektar toplulaştırmaya ihtiyaç varmış. Tamamen rızaya dayalı olarak yapılan bu işin ne kadar zahmetli olduğu ortada.

 

Türkiye’nin her türlü tarıma elverişli toprağı ve iklimi var. Tarım havzaları da işlerlik kazandığında artık çok daha büyük hedefleri gerçekleştirmek mümkün olacak.

Peki, bu kadar güzelliklerden ve hedeflerden söz ediyoruz da hiç mi sorunlu alan yok tarımda? Var elbette. Gübre, yem ve mazot fiyatları üreticiyi zorluyor. Bilhassa gübre ve mazot gibi ithal ürünlere bağlı olanlar ayrı bir dert. Ürünlerin pazarlanması için hala gözler devlette olduğu için çekilen sıkıntılar da ayrı bir manzume oluşturuyor. Başta Başbakan Erdoğan olmak üzere bütün Bakanların ihracatı arttırmak ve çeşitlendirmek için gösterdiği gayretlerin semere vermesini dileyelim.

Ege ve İzmir’in tarım potansiyelini de ele almak zorundayız. Ürün çeşidinin bu kadar bol olduğu başka bir bölge yok Türkiye’de. Kıymetini bilmek zorundayız. Artık yapmamız gereken katma değerli tarım ürünlerine yoğunlaşmak ve gıda sektörünü geliştirmek değil midir? Bu alanın öncülerinden Selçuk Yaşar’ı burada anmadan olmaz. Onun balık çiftlikleriyle ilgili çırpınışını her kişi ve kurum anlamak zorundadır. Koyun ve keçi yetiştirmek için çabalayan Özer Türer gibi müteşebbisleri, sütle anılan Tire Süt Kooperatifini ve Mahmut Eskiyörük’ü örnek göstersek olmaz mı?

İzmir için tarımın başkenti nitelemesi yapılıyor. Evet, İzmir’in böyle bir potansiyele sahip olduğunu biliyoruz. Sulamada, seracılıkta, jeotermal enerji kullanımında yeniliklere imza atacak bilgi birikimi ve irade de mevcut.

EXPO 2020 ile gıda ve tarım sektörü birbirini kamçılamalı.

Yorum Gönder

EmailEmail
PrintPrint