Miyasoğlu’nu Anlamak

Geçen haftaki yazının başlığı “Bayramı Sürekli Kılmak” olacaktı. Fakat Gazetemizin basılı halinde “Bayramı Sürekli Kılmaz” şeklinde çıktı. Pazar öğleye doğru yanlışlığı farkettim ve Gazetemizin İnternet sayfasında yanlışlığın düzeltilmesini sağladım.

Geçen haftaki yazıda Mustafa Miyasoğlu’nun vefatına dair bir küçük not düşmüştüm. Hafta içinde İstanbul’da Timaş Yayınlarının Kitap Kahve Bölümünde Miyasoğlu için bir toplantı tertip edildiğini duyunca sevindim. Böylece eşine ve çocuklarına baş sağlığı dileme fırsatı da doğdu.

Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER) tarafından düzelendi program. Dernek Başkanı Mehmet Nuri Yardım ile Miyasoğlu’nun mesai arkadaşlarından Hüseyin Sarıkoç yönetti toplantıyı. Herkesin her türlü derdinin ilacı Rifat Besceli ile gittik Miyasoğlu dostlarının arasına.

Miyasoğlu’nun bende ayrı bir yeri var. Lise ikinci sınıftayken dahil olduğum Büyük Doğu Fikir Kulübündeki sohbetlerde Mustafa Miyasoğlu vardı. Kitap ve kültüre dair konuşmalar bana yeni bir ufuk açmıştı. Orada hem Necip Fazıl’ın kitapları vardı, hem başka yazarların. Kitap zevkimin banilerinden biri de Miyasoğlu’dur. Roman merakımda da O’nun payı büyüktür.

İstanbul’daki tahsil hayatımın başında çok desteğini gördüm Merhum’un. Vakıflar Yurdundaki odasını paylaştık bir müddet. O sıralar yazı yazmam için bana ne kadar ısrar etmişti. Onun bu gayreti bende biraz geç karşılık buldu fakat bu ısrar edebiyat camiasına pek çok isim kazandırdı.

Yeni Sanat Dergisi O’nun için bir idealin hayat bulmasıydı adeta. Ben de bu derginin dizgi ve tertibinden basılmasına kadar her adımında çalıştım.

Yaşlılardan başlayalım diyerek önce şair Ayhan İnal’ı davet etti Sarıkoç. Ayhan Bey “yarın daha 83’üne basacağım, ne yaşlılığı” diyerek espriyle karışık itiraz etti buna.

Beşir Ayvazoğlu, Miyasoğlu’nun önemli bir özelliğine dikkat çekti. “Hayatını edebiyata adayan birisiydi, edebiyata herşeyini verdi, başarı buradan geliyor” dedi ve ekledi: “Asaf Halet Çelebi’yi edebiyat dünyamıza o tanıttı.” Bir de müjde verdi: “Türk Edebiyatı Dergisinin Eylül sayısı Miyasoğlu ağırlıklı olacak.”

İstanbul Belediyesinin kültür işlerinden sorumlu olan Abdurrahman Şen roman okumazmış. Miyasoğlu çok ısrar etmiş okuması için. Bakmış okumuyor, romanlarından birinin tashihlerini yaptırmış Şen’e. “Benden böyle intikam aldı” diyen Başkan, Cemre dergisinde O’ndan gördüğü teşvikleri şükranla yâd etti.

Recep Garip, önce bizi Fatihaya davet etti, sonra “Miyasoğlu, kültür işlerinin ne kadar önemli olduğuna dair saatlerce konuşurdu. Emperyalizme direnmenin yolu kültür meselesinden geçer, derdi” şeklinde konuştu.

Muzaffer Doğan, Bahçelievler eski belediye başkanı. Miyasoğlu’nun bir şiirini okuyarak Mısır’daki olaylara da dikkat çekti: “Kimdir saatleri yanliş kuran/ Bu firavun saatler kime ayarlı.”

Vahap Akbaş, duygulu bir konuşma yaptı: “Vefatıyla beni bu kadar çok etkileyen hiç kimse olmamıştı” dedi. Miyasoğlu’nun Suffe yıllığına verdiği önemi dile getirdi. “Bu yıllık, o güne kadar bizim camiamızda ilkdi” diyerek bitirdi sözlerini.

Miyasoğlu’nun üç oğlu var. Üçü de kültür sanat işlerinin içinde. Üçünün de yayınlanmış kitapları var. Miyasoğlu’nun kitaplarını da neşreden Konak Yayınlarını, çocukları yönetiyor.

Büyük oğlu Mehmet, konuşurken çok duygulandı. Babasının bir nevi vasiyetinden söz etti. Şöyle dermiş merhum çocuklarına: “Sırtınızdaki yük sıradan insanlarınki gibi değil, sorumluluğunuz ağır, gereğini yapmazsanız cezanız ağır olur”. “Bir konudaki ilk konuşmalarını bize yapardı, tepkimizi alır ve yazı veya konuşmasına ondan sonra şekil verirdi. Peygamber kıssalarını ondan dinlemek harikaydı” diyen Mehmet, konuşmasını bir temenni ile bitirdi: “Sizden talebim kendisini değil, davasını unutmamanızdır.”

Küçük oğlu Eren, “babamın ruh akrabalarını selamlıyorum” diye başladı söze. Bu tabir babasınınmış. Son yazısı Çöle İnen Nur hakkındaymış. Bu yazıyı ne kadar önemsediğini anlattı Eren. Hastalığına gelen bu yazı için yorulmasanız dediklerinde aldırmadığını da eklemeyi unutmadı.

Programda bir de ney bölümü vardı. Tesadüfe bakın ki neyzen arkadaşımız Miyasoğlu’nun en sevdiği şarkının nağmelerini seçmişti. Akif’in meşhur şiiri. “Ezelden aşinanım ben ezelden hem zebanımsın.” Eşi Nilüfer Hanım araya girdi ve anlattı: “Son demlerinde hiçbir ses işitmek istemiyordu. ‘Ezelden aşinanım’ı söyleyeyim mi dedim. Evet dedi. Başladım. O da ağlamaya başladı. Kestim. Ağlarsan söyleyemem dedim. Yutkundu. Söyledim, elimi tuttu.” Neyzen’e Eren solistlik yaptı.

Ortanca oğlu Emre “bugün yazabiliyorsam, babamın bundan memnun olacağını bildiğim içindir. Bu beni mutlu ediyor” dedi. Ben Emre’yi, zevkle okuduğum Gandi Otobiyografi çevirisinden hatırlıyorum.

Miyasoğlu’nun eşi Nilüfer Hanım, kültür ve sanat işlerinin tam içinde olan bir anne. “Ali Nar beni ona tavsiye etmiş” diye anlattı. Tanıştıklarında 17 yaşındaymış. Babası Ekrem Ocaklı eski bir siyasi ve edebi şahsiyet. Nilüfer Hanıma babası ‘kızım seni çetin bir adama veriyorum, iyi düşün ve yüzümü kara çıkarma, kararını ona göre ver’ demiş. Nilüfer Hanım “biz birbirimizi Allah için sevdik” dedi ve Miyasoğlu’nun nişanlıyken kendisi için yazdığı “Sevgiliye” başlıklı şiirini okudu.

Mehmet Nuri Yardım, himmet sahibiydi diyerek bitirdi toplantıyı.

Dil ve Edebiyat Dergisi ile Berceste Dergisi, Miyasoğlu özel sayısı çıkarmaya hazırlanıyorlar.

Allah’tan rahmet diliyorum.

Leave a Comment

shared on wplocker.com