Tuzakları bozmak kimin elinde?

17 ila 25 Aralık ve sonrasındaki gelişmeler Türkiye’de siyasetin bir tuzakla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Siyasetin onurunu korumak isteyen herkesin bu tuzaktan uzak durması gerekiyor. Siyaseti ve siyasetçiyi gözden düşürmek için oyun kuranlara fırsat vermemek, ister iktidar ister muhalefet mensubu olsun, siyasetle uğraşan her ferde düşen önemli bir sorumluluktur. Tuzağın sadece Ak Parti’ye değil siyasete kurulduğunu fark etmek bu sorumluluğu yerine getirme gayretinin ilk şartıdır.

17 Aralık’ın yolsuzluk boyutunu siyaset yolsuzluğunun, siyaseti tanzim etme gayretinin, siyaset mühendisliğinin önüne geçirmek isteyenler bilerek ya da bilmeyerek bu tuzağı gözlerden kaçırmaya çalışmış olmazlar mı?

 

İktidarda olduğu için tuzak AK Parti’yi daha çok sorumluluk altına sokuyor. Hem tuzağı bozmak hem de tuzağı bozayım derken demokratik prensiplerin ihlal edildiğine dair bir algıya yol açmamak zorunda. Bir kavga var. AK Parti ister istemez bir meşru müdafaa halinde hissediyor kendisini. Savrulan yumrukları savuşturmak isterken rakibinin kolunu sertçe karşılayınca kopan kıyamete boyun eğemez elbette. Bir de bu karmaşayı zevkle seyreden birileri gürültüyü arttırmak için gayret edince zaman zaman ortalık toza dumana boğuluyor. Olan Türkiye’ye oluyor. Bin bir zahmetle oluşturduğumuz Yeni Türkiye imajı zedeleniyor. Bu da ekonomiden başlayarak her hususa menfi tesir yapıyor. 

 

Tuzak sahipleri sanki üç hedefe kilitlenmiş gibi

 

  • AK Parti 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde başarısız olsun. Mesela öncelikle elinde bulundurduğu büyükşehir belediye başkanlıklarını kaybetsin. Oyları 2009’a göre azalsın.

 

  • Bu sonuçların verdiği moral bozukluğu ile Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde istediği sonucu alamasın. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde daha önce yaşananlara benzer bir huzursuzluk bu sefer de zuhur etsin ve AK Parti’nin yıpranması için bir vesile olsun.

 

  • Böylece AK Parti ya erken seçime mecbur kalsın ya da vaktinde yapılacak genel seçimde iktidarı kaybetsin, en azından iktidarı başka partilerle paylaşmak zorunda kalsın. Hatta AK Parti ve Tayyip Erdoğan siyaset sahnesinden silinsin.

 

Tuzağı bozmanın yolu yukarda da söylediğimiz gibi öncelikle siyasetin onuruna sahip çıkmaktan geçiyor. Evet, ama asıl görev AK Parti kadrolarına düşüyor. Bu seçimlerde başarılı olmak zorundalar. Fakat başarı için olayların görünür ve görünmez yüzünü iyi kavramak gerekiyor. Belki bunlardan daha önemli bir şey var. Üslup sorunu var, üslup…

 

AK Parti kadroları öncelikle propagandayı birbirlerine yapmaktan kaçınmak ve ulaşılamayan kitlelere nasıl ulaşabileceklerini düşünmek zorunda. Bu noktada AK Parti yönetiminin teşkilatlarına göndereceği genel bilgilendirme kaynakları kadar günlük olaylara yaklaşım tarzını izah edecek yolları da bulması icap ediyor.  Birisine bir şey anlatmak için önce bilmek gerekiyor. Kitapçıkla ulaşılabilecek kitleler var, mektup ile sosyal medya ile e-posta ile broşürler ile yüz yüze temas ile salon toplantıları ile… Her birinin yöntem ve üslubu farklı olmalı elbette.

 

Önemli bir nokta daha var. İzmir bu seçimlerde AK Parti için kritik seçim noktalarından biri. Binali Yıldırım’ın seçim stratejisi sürekli gözden geçirilmeli ve güncellenmeli. Bu stratejiyi tespit ederken dar bir çevre ile yetinilmemesi ve alternatif kişi ve kuruluşların görüşüne başvurulması bir hataya düşmemek açısından önemli.

 

İlçelerde başarılı olmadan ‘Büyükşehir’i kazanmak mümkün değil. Bu da AK Parti İzmir İl Başkanlığı’nın ilçe teşkilatlarına ne kadar önem vermesi gerektiğini gösteriyor. Onların gönlünü almanın yolu meclis üyeliklerinde seslerine kulak vermekten geçiyor.

 

Tuzağı bozmak AK Parti teşkilatlarının elinde desek yanlış olmaz. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın çok vurguladığı gibi tuzak seçim sandığına kuruluyor.

 

İlahi mesajı göz ardı etmeyelim. ‘Tuzak kuranlardan olmayın’ diyor Allah.

 

Tuzakların farkına varacak ferasete ne kadar ihtiyacımız var.

Leave a Comment

shared on wplocker.com