Tekelioğlu: “Sadece maddi kazancımız değil demokratik kazanımımız da arttı.”

Tekelioğlu: “Sadece maddi kazancımız değil demokratik kazanımımız da arttı.”

AB Uyum Komisyonu Başkanı ve Ak Parti İzmir Milletvekili Mehmet Tekelioğlu, AB ile ilgili olarak, Ak Parti’nin kuruluşundaki vizyon ve perspektifinin değişmediğini söyledi.

 Türkiye’nin, Meclis’in veya Ak Parti’nin AB’ye bakışı hakkında bilgilenmek isteyen kimi kişi ve kuruluşların ilk başvurdukları isimlerin başında, TBMM AB Uyum Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Tekelioğlu gelmektedir kuşkusuz. Bu kapsamda yerli ve yabancı ziyaretçileri eksik olmayan Tekelioğlu, son olarak Polonya Bilim Akademisi’nden yardımcı Prof. Jakop Wodka’nın sorularını cevapladı.

Son değişim ve gelişmeler ekseninde AB ile Ak Parti arasındaki ilişkiler üzerine yoğunlaşan söyleşide Tekelioğlu, Parti’nin AB vizyonundan Avrupa’nın kabul edilemez kimi blokajlarının arkasındaki sebeplere kadar çeşitli konularda görüşlerini paylaştı.

AB ile ilişkilerimizi temel bir politikaya dönüştürdüğümüzü söyleyen Mehmet Tekelioğlu, “Bu süreçte sadece maddi kazancımız değil demokratik kazanımımız da arttı. Biz bazı fasıllar müzakereye açılmamış olsa bile, gereken çalışmalarımızı müzakereye açılmış gibi sürdürüyoruz.” dedi.

 *

Kimi cümlelerini önceden verdiğimiz aşağıdaki söyleşide, Jakop Wodka’nın (J.W) sorularına Tekelioğlu’nun verdiği cevapları bulacaksınız:                                          .

 J.W- Mensubu bulunduğunuz Ak Parti AB’ye entegre süreci içinde nasıl değişti? 10 yılı aşkın bir süre içinde AB ile ilgili kurumlar teşekkül etti veya ettirildi mi? Parti içinde AB ile doğrudan ilgilenen bir kurumsal yapı veya birim var mı?

Tekelioğlu- Avrupa Birliğine katılımı sağlamak Ak Parti’nin daha kurulurken programına aldığı bir vizyondur. Partimiz kurulurken programında bu istikamette yaptığı taahhütlere bağlı kalarak sözünü tutmuştur. Müzakere sürecinin başlamasına bu kararlılığımız etken olmuştur. Parti içinde ayrı bir birim olarak değil ama en azından genel başkan yardımcılığı seviyesinde bu konular sürekli izlenmektedir. Bir zamanlar Egemen Bağış, sonra Mevlüt Çavuşoğlu ve Ömer Çelik gibi isimler Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcıları olarak, konuyla ilgili hassasiyetleri hiç azalmamış arkadaşlarımızdır. Bunlardan ikisinin AB’den sorumlu bakan olmaları Genel Başkan düzeyinde de Partimizin AB ilişkilerini Dış ilişkiler içinde ne denli önemsediğini göstermesi bakımından önemlidir.

J.W- Yani bu alana özel bir uzmanlık kurulmadı mı?

Tekelioğlu- Sözünü ettiğim arkadaşlarımız AB ile ilişkilerimizde en üst seviyede yoğunlaştılar. Biz de parti politikası olarak zaten bu açılıma hazır ve hazırlıklıydık. Ayrıca Ak Parti Dış İlişkiler Başkanlığında zaman zaman toplantılar yapıldı, yapılıyor. Bu toplantılara Ak Partinin çeşitli kademelerinden dış işleriyle ilgilenen arkadaşlarımız katıldılar. SETA, TESEV, SDA, İktisadi Kalkınma Vakfı gibi sivil toplum kuruluşlarından da yardımlar aldık. Onların çalışmaları da bizim için çok önemlidir. Bizler ayrı bir değer olarak bu kuruluşlarımızın birikimlerinden de yararlanırız. Ancak bu kuruluşlarımızın bağımsız olarak çalışmaları daha doğru bir yöntemdir. Kurumsal anlamda organik bağlantılarının olmayışı, bakış açıları ve değerlendirmelerin özgürce gelişmesini sağlar. Bizi serbestçe eleştirebilsinler, kurumsal ilişkilerin bağlayıcı, belki baskıcı sayılacak ilişkiler ağından sıyrılarak bize düşüncelerini, analizlerini, vardıkları sonuçları bildirsinler. Bu kuruluşlarımız bağımsız olmalıdır. Bizce doğru olanı budur. Ama gerek duyduğumuzda anket ve raporlar hazırlatmada parayı kısmadık, kısmayız. Bilgiye ve gerçeğe ulaşmada cimrilik yapılmamalı. Değilse istenmeyen sonuçlar size daha pahalıya mal olur. İnsanımıza sürekli sormayı ihmal etmedik. İnsanımızın ilgi ve eğilimlerini sürekli izledik. Meselâ Türk halkının AB’ye nasıl baktığını devamlı izledik. “AB’ye girmeli miyiz, girmemeli miyiz?” “AB’ye girebilir miyiz giremez miyiz?” “Türkiye AB içinde olmalı mı, olmamalı mı?” Bütün bu sorular farklı düşünce, beklenti ve değerlendirmelerle karşılık bulduğu için cevap parabolü iyi değerlendirilmelidir. Meselâ “girebilir miyiz?” sorusuna, çoğunlukla “Çalışırsak gireriz” diye cevap veriliyor. Oysa “AB’ye girmeli miyiz?” sorusuna verilen cevabın oranı değişen konjonktüre göre bariz şekilde azalıyor veya çoğalıyor. Bunun yanında “AB içinde olmalı mıyız?” sorusuna yüksek oranda olumlu cevap veriliyor. İnsanımız ince nüanslarmış gibi gözüken cevabî tutumlarla meselenin esasına vakıf olduğunu ortaya koyuyor. Türk halkı AB kriterlerinin kendi hayat tarzını yükselteceğine inanıyor. Bu konuları haftalık grup toplantılarımızda da tartışırız. Komisyonumuz zaten çalışmalarını bu işe hasretmiştir. Sonuç itibariyle sadece politik düzlemde değil toplumun her kesiminde, her katında bu mesele tartışılır. AB ile ilgili olarak Ak Parti’nin kuruluşundaki vizyon ve perspektifi neyse şimdi de odur.

J.W- Son zamanlarda Ak Parti’nin AB ilgisi biraz zayıfladığına dair değerlendirmelere katılmıyor musunuz? Sayın Başbakan’ın konuşmalarında eskisi kadar AB’ye değinmediği, atıfta bulunmadığı söyleniyor?

Tekelioğlu- Ak Parti’nin ve Başbakan’ın AB’ye ilgisinin azaldığına dair değerlendirmelere katılmıyorum. İlişkilerin eski yoğunlukta olmadığına dair bir izlenim varsa bu bizden önce AB üyesi kimi ülkelerden, onlar içinde de Sarkozy gibi kimi sorunlu siyasetçilerden daha fazla kaynaklanmıştır. Kıbrıs’ta anlamaya ve anlaşmaya yanaşmayan tutuma ilaveten Sarkozy’nin anlamakta güçlük çektiğimiz blokajları, ilişkileri durağan bir sürece sokmuş olabilir. Ayrıca AB ile müzakere sürecimiz başladıktan sonra, bizde de Cumhurbaşkanlığı seçimi, o sırada yaşanan bir kargaşa, ardından Ak Parti’nin kapatılma davası, sonra seçimler derken bu işlerde biraz yavaşlamanın olduğu söylenebilir. Ama biz reformlarımızı aksatmadan, başarıyla sürdürdük, sürdürmeye devam ediyoruz. Bizim iktidarımız reformlar iktidarıdır. Eğer biz AB’nin gerektirdiği reformları baştan yapmış olsaydık, mezkûr sıkıntıları yaşamayacaktık. Kişi hak ve özgürlükleri ve demokratik kazanımlar bağlamında köklü olarak en son yaptığımız reformu 2010 referandumuyla gerçekleştirdik.

2008’de yaşanan küresel ekonomik kriz her yeri, her ülkeyi etkiledi. Ama Türkiye’de reformlardan geriye dönüş, AB düşüncesinden vazgeçme asla söz konusu olmadı. Ekonomik duraklamaya rağmen ekonomik politikalarımızdan taviz vermedik. Göstergelerde kısmi inişler oldu ama gelişme trendimiz her zaman yükseldi. Sadece maddi kazancımız değil demokratik kazanımımız da arttı. Biz bazı fasıllar müzakereye açılmamış olsa bile, gereken çalışmalarımızı müzakereye açılmış gibi sürdürüyoruz. Amaç AB’ye uyum sağlamak. Bütün bunlar olup dururken bizim bu iddiamızdan vazgeçiyormuş gibi bir izlenim edinmek doğru değildir.

J.W- AB Uyum Komisyonunun parti açısından önemi nedir? Bu arada Sayın Yaşar Yakış’ın bir ihtisas komisyonu olması için verdiği teklif niçin kabul görmedi?

Tekelioğlu-  Türkiye’de iktidar ve muhalefet AB’ye girme hususunda müttefiktir. Herhangi bir kanun Meclise geldiğinde asli komisyona gidiyor. Muhtevasında AB ile ilgili hususlar varsa söz konusu kanun bize de gönderilir. Ayrıca devlet yönetim biçimimizde, AB’yle ilişkilerin düzenlenmesinde farklı bir örgütlenme biçimi vardır. Bizim her bakanlık ve genel müdürlüklerimizde Avrupa Birliği açısından bir dikkat geliştirilmektedir. Bize kadar gelen kanunlar, zaten ayrıntılı olarak incelenip, taramalar, karşılaştırmalar yapılarak AB’ye uyumlu ve uygun hale getiriliyor. Ama bence de bizim komisyonumuz bir asli komisyon olmalı. Ancak bu konuda bir gelişme yok. Fazla ısrarcı olmamızı gerektirecek bir durum da yok. Bunun özel bir sebebi yok. Ama bir sebep söylemek gerekirse hiçbir partimizin AB’ye karşı politika izlememesi önemlidir. Yaşar Yakış zamanında ilişkiler daha çok, daha yoğundu. Tarama için birkaç kez Brüksel’e heyetler gidip geldi. 2006’da AB Uyum Komisyonunun ihtisas komisyonu olması önemliydi. Şu gün için işler iyi gidiyor, sorun yok.

J.W- AB Karma Parlamenterler Komisyonu’nun partiniz için önemi nedir? Bu komisyon üyeleri partide nasıl seçiliyor?

Tekelioğlu-  Karma Parlamento Komisyonunun kuruluş amacı Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere yardımcı olmaktır. Ne yazık ki, bu amaca uygun çalışmıyor. Bu düşüncelerle komisyonun yeniden düzenlenmesi gerektiğini teklif ettik. Bu toplantılarda Yunanlı ve Rum dostlarımız ağızlarını her açtıklarında Türkiye’yi ezberlenmiş sözlerle eleştiriyorlar. Eleştirsinler. Meselâ İlerleme Raporları ülkemize ilişkin eleştiriler yapıyor. Bütün fasıllar itibariyle Türkiye’nin fotoğrafını çekiyor. Biz bu eleştirileri önemseriz, önemsiyoruz. İlerleme raporları nesnel bir gözle durum tespiti yapması açısından bize önemli katkılar sağlıyor. Eleştiri elbette olsun. Her alanda gelişmeyi amaçlayan bir ülke olarak buna evvelâ bizim ihtiyacımız var. Ama her zaman Türkiye’nin Kıbrıs’ı işgal ettiği söylemleriyle kendinizce bir sonuç elde etmek isterseniz bu olmaz. Israr bir yanlışı doğru yapmaz.

Join the discussion