Yarın yine beraberiz…

On beş gün önce burada çıkan ‘Boğaziçi Avrupa Siyaset Okulu’ başlıklı yazıyı şu sözlerle noktalamıştım. “Kutuplaşmayı artırdıkça insanların tutulabilir yanlarının tahrip edildiğini bilmek gerekiyor. Bu, ne insani bir davranış biçimi, ne de İslamî tebliğ yöntemi…”

Ötekileştirmeyi tehlikeli bulan başkaları da var. 2007-2011 arası Ak Parti Bursa milletvekili olan Mehmet Ocaktan bunlardan biri. “İhanet söylemi ile değil gönül diliyle” başlıklı yazısı bunun bir örneği. Ahmet Taşgetiren yumuşak üslubunu yazısına da nakşetmiş ve “Balkon dilini öne taşımak” gerekir diye bir uyarıdan kendini alamamış. Üslup konusunda dikkatli olunması için çırpınan çok sayıda Ak Parti mensubu olduğunu da yakinen biliyorum.

Bugünlerde kutuplaştırmayı artırıcı adımlara sık rastlıyoruz. Ak Parti teşkilatlarında Anayasa değişikliği konusunda yeteri kadar bilgisi olanlardan ziyade konuyu yüzeysel olarak ele alanlarda bu eğilim daha çok görülüyor.

Hükümet mensupları daha bir itidal içinde gibiler. Biz bu toplumda anayasa değişikliğine ‘evet’ ya da ‘hayır’ diyenlerle bir arada yaşamaya devam edeceğiz. Tartışabilen bir Türkiye eninde sonunda doğru yolu bulacaktır. Tartışılamaz bir ortam yaratmak her şeyden önce kendi kendimize yapabileceğimiz en büyük kötülük olur.

Ak Parti kurulurken çok önem verdiği konuların başında ortak akıl geliyordu. Ortak akıl parti içinde gerektiği gibi toplumda da gereklidir. Referandum bir yerde ortak akla müracaat olarak görülebilir elbette. Yeter ki ortak aklın oluşmasına yardımcı olacak unsurlar serbestçe faaliyet gösterebilsinler.

Şimdi hükümetimizin ve Ak Parti Genel Merkezinin yapması gereken ‘hayır’ eğiliminde olanların sorduğu bazı ciddi sorulara cevap bulmak olmalıdır. Ciddi sorular diyorum zira bu işi sulandıranlar da çok.

Önce “bütün yetkiler tek kişide toplanıyor” sorusuna varsa makul bir cevap hazırlamak gerekiyor. Eğer bu doğru ise gerekçesinin inandırıcı bir şekilde ortaya konması şart değil mi? Güçlü yönetim için bunu gerekli görenler var mesela… Yetkiler tek kişide toplanıyor diyenler denge ve denetleme kavramlarının bu anayasa değişikliği çerçevesinde nasıl yorumlandığını anlamadıklarını söylüyorlar. En önemli itirazları denetleme mekanizması olan meclis ve yargının da aynı kişi tarafından belirleniyor olmasına… Güçlü yönetim ve istikrar iyi argümanlar olarak duruyor. Fakat bu yetmiyor. Güçler ayrılığı konusu uluslararası demokrasi standartları bakımından fevkalade önemli bir husustur. Bu konuda ortaya çıkacak aksaklıklar ilerde Türkiye’nin uluslararası düzlemde bir takım zorluklar yaşamasına zemin hazırlayacak şekilde olmamalıdır. Büyük ülke olmanın en önemli şartı dünyaya açık olmaktan geçiyor. İçimize kapanacak değiliz elbette.

Bu sorulara cevap oluyor mu acaba diye Ak Parti Genel Merkezinde Tanıtım ve Medya Başkanlığı tarafından hazırlanan “Kararımız Evet- Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” adlı kitapçığa göz attım. Birçok konuya açıklık getiriyor bu yayın… Yukardaki soruları da cevaplamaya çalışıyor ama ikna edici olmuyor. Bu yayının gayesi sadece Ak Partililere bazı şeyleri anlatmaksa, tamam… Fakat Ak Parti teşkilatları bu yayını herkese dağıtacaklar. Anayasa değişikliğini doğru bulmayanların tezleri uluslararası hukuk kavramları içerisinde cevaplanmalı…

Yargı mensuplarının nasıl atanacağı konusu, üzerinde en çok tartışılan hususlardan biri… Bugünlerde yargının haline bakınca kaygılanmamak elde değil. Fethullahçı damgası yeme korkusu hukuku ayaklar altına almış. Dosya okuyan ne hâkim kalmış, ne savcı. Normal bir hukuk düzeninde bırakın tutuklamayı kesin takipsizlikle sonuçlanması gereken haller, şimdilerde yargının bu korkusu yüzünden bazen dava bile açılmadan masum insanların zindana tıkılmasına sebep oluyor.

15 Temmuz büyük bir felaket, bu doğru. Fakat FETÖ’cülerin Türkiye’yi içine soktukları dumandan bir an önce sıyrılmamız gerekiyor. Merak ediyorum, gizli şahit olup iftiralarla kendilerine yer açmaya çalışanlar için hiçbir müeyyide uygulanmayacak mı? İftirası yalan çıkan bu müfteriler için eğer yargı bir şey yapmaz ve yarın birileri bunun intikamını şahsen almaya kalkarlarsa ne olacak? Benim gibi yıllarca FETÖ mensubu hainlerle hep mesafeli duranları bile rahatsız edici bu kararlar, yargının bağımsızlık ve tarafsızlığının ne kadar önemli olduğunun iyi bir göstergesi… Benim tahminim bu müfterileri takip için Mazlumder benzeri derneklerin bir faaliyet içerisine gireceği şeklinde…

Üniversitelerden uzaklaştırılanlara bakınca daha önce dile getirdiğim “Ak Parti’ye tuzak kuruluyor” fikri haklılık kazanıyor. Birileri Ak Partinin ve hükümetin algısı bozulsun diye bunları sanki kasten yapıyor. Olağanüstü hal demek kimse normal olarak yargılanmayacak demek değil ki… Niçin bunlar tutuklanmadan eğer gerekiyorsa yargı karşısına çıkarılmaz, anlamak mümkün değil…

Kutuplaştırmadan, ötekileştirmeden yürümek gerekiyor referanduma giden yolu… Kime ne söyleyeceksek âşıkane söylemek gerekiyor. Karşımızda düşman yok, yarın dostumuz olması muhtemel bizi tanımayan insanlar var.

Onun için Fuzûlî sözü daima âşıkâne söyle diyor: “Ben âşıkım hemîşe sözüm âşıkânedir

Yunus Emre de dilinden inciler döken âşıkları şöyle vasfediyor: “Bir dem dilinden dür döker, dertlilere derman olur.”

 

Leave a Comment

shared on wplocker.com