Toplum enerjisini nereye harcıyor? Toplum 5.0’dan ne kadar haberdarız?

Kısır çekişmeler toplumsal enerjimizi tüketiyor. Büyük ülkelerin büyük sorunlarla yüz yüze olması tabii bir hal olsa gerek. Ancak önemli olan bu sorunları ele alış tarzımız.

 

Biz millet olarak biraz sorunları ertelemeyi seviyoruz. Belki bazı şeylerin bir sorun oluşturduğunun farkına varamıyoruz. Gecekondulaşmayı ve doğuracağı sorunları zamanında teşhis edemeyen ve kavrayamayan biz değil miyiz?

 

Çarpık şehirleşmenin cezasını sadece biz değil bizden sonraki nesiller de ödeyecek. Şimdi çürük binaları imar affı kapsamına sokup güya çarpık şehirleşmenin önüne geçmeyi murad ediyoruz. Kentsel dönüşümü az katlı binaları yıkıp çok katlı binalar yapmak şeklinde mi anlıyoruz ne?

 

Bir enerji darboğazıyla karşılaşma ihtimalini vaktiyle hesap edebildik mi? Edebilseydik nükleer enerji işini bu kadar erteler miydik? Bu teknolojiye sahip olalım diye rahmetli Prof. Ahmet Yüksel Özemre ne kadar çırpınmıştı. Güneşi az Almanya güneş enerjisinden bizimkini katlayarak yararlanıyor.

 

Bir türlü başaramadığımız otomobil teknolojisi için bulduğumuz çözümler de matematik tabiriyle adi çözüm, sonuç vermeyecek çözüm olmaktan öteye gitmiyor.

 

Örnekler sadece teknoloji alanıyla sınırlı değil. Kürt meselesine çözüm bulamayan Türkiye, “son terörist yok edilene kadar” gibi basitin basiti bir söyleme sığınmış durumda. Karşılaştığı ve üstesinden gelemediği güçlükleri dış mihrakların Türkiye üzerindeki oyunları olarak niteleyip “biz nerede hata yaptık” deme basiretini gösteremeyen yönetimlerin bir de uyarılara kulak vermemesi ile varılacak yer neresidir?

 

Gündeminde “andımız” ve “ezan” tartışmaları olan bir toplumun, sorunlarını doğru teşhis edip çözümler üretmesi mümkün mü?

 

Bizim iki temel amacımızın olması gerekiyor. Üretim ve yatırım. Daha çok üretim, daha çok üretmek için daha çok yatırım. Tasarruf alışkanlıklarımız pek iyi değil. Dolayısıyla yeni yatırımlar için kaynak sıkıntımız var. Şu andaki faiz oranlarıyla yatırım yapmak bir hayli zor. Beni üretim ve yatırımı iki temel amaç olarak gösterdiğim için suçlayacaklara acele etmeyin derim. Biz henüz bu safhada iken başkaları üretimin insani yönünü ortaya çıkarmaya çalışan yeni bir strateji peşinde koşuyor: Toplum 5.0.

 

TÜBİTAK’ın çıkardığı Bilim ve Teknik Dergisinin Kasım sayısında, Toplum 5.0 fikri üzerinden Japonya hükümetinin kalkınma stratejisini yönlendiren Prof. Tateo Arimoto ile Nurulhude Baykal’ın yaptığı bir söyleşi yer alıyor. Endüstriyel devrimlerin sonuncusu Endüstri 4.0 ya da Sanayi 4.0 olarak anılıyordu. Üretimin yapay zekâ da kullanılarak akıllı sistemlerce yürütülmesi bilgi toplumunun başarısı olarak görülüyordu. Toplum 5.0 fikrini ortaya atanlar Endüstri 4.0’ın daha çok ve hızlı üretim odaklı olduğunu oysa bunun ilerde farklı sorunlar çıkarabileceğini ileri sürerek odağında insan olan bir stratejiye ihtiyaç bulunduğunu söylüyorlar. Bu anlayış 2015’ten beri Japonya’da olgunlaşma dönemini yaşıyor. Bilim ve Teknik Dergisi konuyu şu cümlelerle sunuyor okuyucularına:

 

“Birinci endüstri devrimiyle endüstriyel toplum, bilgisayarların icadı ile de bilgi toplumu şekilleniyor. Prof. Arimoto’nun beşinci aşama olarak nitelediği Toplum 5.0’da ise süper akıllı toplum var. Süper akıllı toplumun Endüstri 4.0’ın araçlarını kullanacağı açık, ancak Prof. Arimoto süper akıllı toplumun sürdüreceği hayatı sadece son teknoloji ürünlerinin kullanılması ile sınırlandırmıyor. Eğitim politikasından ekonomiye, sanayi işbirliklerinden gündelik hayattaki uygulamalara kadar bilgisayarlaşma politikalarının insani yönüne vurgu yapıyor.”

 

Prof. Arimoto, Endüstri 4.0 ile Toplum 5.0 arasındaki farkı anlatırken “Endüstri 4.0, bir endüstri devrimi olmak için ortaya çıktı ve bu yüzden yalnızca endüstriyel rekabete ve etkinliklere odaklanıyor. Ne var ki Toplum 5.0’ın odağında sosyal refah ve bireylerin mutluluğu var” diyor. Profesör, Japonya’da endüstrileşme ile insan doğası arasında denge sağlanması gerektiğinin anlaşılmasını sağlayan unsurlardan biri olarak Birleşmiş Milletlerin sürdürülebilir kalkınma hedefini gösteriyor.

 

Japonlar, bu fikri kâğıt üzerinde bırakmamış elbette.  Japonya hükümeti Toplum 5.0’ı kalkınma stratejisi olarak belirlemiş ve sahip çıkmış. Bu amaçla sürdürülebilir kalkınma hedefleri dâhilinde yirmi dokuz şehir belirlemiş. Bu şehirlerin yakın gelecekte süper akıllı toplumun yaşayacağı biçimde tasarlanmasını sağlamış.

 

Benim bildiğim kadarıyla böyle bir şehir Güney Kore’de de var. Songdo adlı bu şehrin bir benzerini vaktiyle İzmir’de Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nün arazisi içinde kurmak için epey gayretlerim olmuştu ama o zaman bu fikri ne hükümete ne de bürokrasiye kabul ettirebilmiştim. O sıralar Türkiye her alanda reformcu bir anlayışın hâkim olduğu bir dönemi yaşıyordu ve yurt dışındaki bilim insanlarımız Türkiye’ye dönmek için fırsat kolluyorlardı. Bugün o dönemde gelenlerin çoğu maalesef geri dönüyorlar.

 

Japonlar bütün bunları olgunlaştırırken Tokyo Üniversitesine bağlı olarak bir Yenilik Merkezi kurmuşlar. Japonya genelinden proje başvurusu almak üzere çağrıya çıkmışlar. Önemli bir nokta var burada. Şöyle anlatıyor Prof. Arimoto “Projelendirme aşamasında doğa bilimleri, mühendislikler, tıbbi bilimler ve tabii ki sosyal bilimlerin işbirliğini bekliyorduk, çünkü projelerin eğildiği konular sosyal sorunlar ve toplumun ihtiyaçlarına yönelik olmalıydı.”

 

Japonlar bu işe dört elle sarılmışlar. Toplum 5.0’ı tanıtmak için Başbakan Abe, bir teknoloji fuarı olan CeBIT’de konuşmuş. Japon Ekonomik Organizasyonlar Federasyonu Keidanren bir kitapçıkla Toplum 5.0 felsefesi ışığında gelişmesi beklenen ekonomi ve sosyoloji reformunu geniş kitlelere anlatmayı amaçlamış.

 

Bu kuruluş ortaya çıkabilecek engeller konusunda özellikle birkaç faktöre dikkat edilmesini önermiş. Bunlardan ikisi hukuk sistemindeki engeller ve kalifiye eleman eksikliği olarak sıralanmış. Yani hukuk ve eğitim… Bizim de iki temel sorunumuz.

 

Ah, ne olur şu kısır çekişmelerle enerjimizi harcamasak… Bakın dünya nelerle uğraşıyor…

Leave a Comment

shared on wplocker.com