Binali Bey’in seçim stratejisine dair…

Her seçimin kendine has bir havası var galiba. 31 Mart seçimlerindeki stratejiler ile 23 Haziranda yapılacak seçimin stratejileri birbirinden bir hayli farklı görünüyor.

Ak Parti 25 yıldır yönettiği İstanbul’u niçin kaybettiğinin muhasebesini yapıyor mu, bundan emin değilim. Belki yüzeysel bir takım gayretler var ama derinlemesine bir muhasebeyi henüz göremedik.  Belki bunun için zamana ihtiyaç vardır.

Ak Parti 31 Mart stratejisini beka söylemi üzerine oturtmuştu. Gerçekten bir beka meselemiz olduğunu sananlar az değildi, bunların içinde ‘okumuş çocuklar’ da vardı, ama geniş kitleler bunu ciddiye almadılar ve ne kadar haklı oldukları 23 Hazirana giderken bu söylemin bütünüyle terkedilmesiyle ortaya çıktı.

Ak Parti’nin MHP diliyle başarı sağlayamayacağını haykıranlar çoktu. “Kürtleri, özellikle şimdiye kadar Ak Parti’yi samimi olarak desteklemiş olan muhafazakâr Kürtleri rencide etmek doğru değil” diyenler arasında ben de vardım. Hem de kaç defa? İki örnekten biri şurada, diğeri burada.

Şimdilerde Binali Yıldırım, sadece İstanbul’da değil Diyarbakır’ın da içinde olduğu doğu ve güneydoğu illerinde bile Kürtlerin gönlünü almaya çalışıyor. Kırılmış gönülleri yeniden sarıp sarmalamak mümkün mü, bilmiyorum. Ama yapması gereken önemli bir iş var Binali Beyin. Ne yapıp etmeli, Devlet Bahçeli’nin mitili İstanbul’a atmasını engellemeli. Tayyip Erdoğan bile meydanlarda görünmemeyi seçmişken Bahçeli’ye ne oluyor ki… Bahçeli’nin 23 Hazirana yaklaşırken Binali Beyin stratejilerini alt üst edecek bir tavır içine girmeyeceğini kim garanti edebilir? Binali Beyin yapması gereken bir şey daha var: Süleyman Soylu’ya, ‘işine bak’ demek…

Bu seçimin stratejilerinden birinin Ak Parti seçmenini konsolide etmek olduğu anlaşılıyor, ama İstanbul’u kazanmak için bu yetmez.

Aslında Ak Parti içinde Pontus söylemine sarılanlar varken, Ekrem İmamoğlu’nun Binali Beyin ayağına çelme takmak için uğraşmasına gerek yok… 31 Marta giderken Kürtleri üzenler bu kez bütün Karadenizlileri Ak Parti’nin karşısına geçmeye adeta zorluyorlar. Nitekim espri siteleri de bu Pontus söylemini dillerine dolamaktan geri kalmıyorlar.  Özensiz dil Karadenizlileri kızdırıyor. Zaten bıçak sırtındaki seçimi böyle mi kazanacak Ak Parti? Karadenizliler üzerinde yaratılan Pontus algısı Ak Parti’ye pahalıya patlayacak gibi duruyor. Ayrıca başka partilere oy vermiş insanlara zımnen Pontus sevdalıları demek de onlardan gelmesi muhtemel oyları şimdiden engellemek demek değil mi? Bu çok tehlikeli bir hal alıyor Ak Parti açısından. Kullanılan dil, maksat böyle olmasa bile istenmeyen bir algıya yol açmıyor mu?

Başka bir sorun daha var. Güya Binali Beye destek olma iddiasındaki birileri Ak Parti’yi ve Binali Beyi anlatacakları yerde durmadan Ekrem İmamoğlu’nu karalamakla meşguller. Bir seçim kampanyasında rakiple uğraşmak kendi zaafını ortaya koymakla eşdeğerdir. Bunun tehlikeleri, 31 Mart öncesi burada çıkan Kendini anlat, rakibini karalama başlıklı bir yazıda dile getirilmişti.

Ak Parti 23 Hazirana giderken İstanbul seçimini Binali Yıldırım – Ekrem İmamoğlu mücadelesi olmaktan çıkaracak bir strateji anlayışı içindeydi. Kazanırsa Tayyip Erdoğan kazanacak, kaybederse Tayyip Erdoğan kaybedecekti. Şu sıralar bu stratejiyi değiştirmiş görünüyor. Tayyip Erdoğan’ın meydanlardan uzak durma kararı bunun bir neticesi midir, belli değil. Fakat kazansa da kaybetse de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan üzerindeki tartışma bitmeyecek. Kazanırsa önemli bir sonucu olmaz bunun, ama önümüzdeki dört yılı iyi değerlendirmek şartıyla. Ancak kaybederse ve ekonomi, işsizlik, yıllık büyüme, enflasyon, faiz, güven unsuru gibi hususlarda düzelme emareleri görülmezse tartışmanın nereye gideceği belli olmaz.

Şimdi önümüzde Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu’nun açık oturumu var. Televizyonlardaki bu tartışmanın adaylar açısından önemi büyük. Bakalım nasıl bir strateji izleyecekler. Umuyorum ki Binali Yıldırım, 31 Mart’ta niye geride kaldığını iyi analiz etmiştir. Eğer Binali Yıldırım stratejisini yol, köprü, havaalanı, tünel gibi maddi unsurlarla sınırlı tutar ve 31 Mart’ta geriye düşüşünün sebepleri üzerinde yeni bir söylem geliştirmezse işi zor demektir. Yeni bir söylemin daha çok özgürlükler, ekonomik sıkıntılar ve güven unsurunu kapsaması gerektiğini ve bunun zorluğunu bilmiyor değilim ama yola köprüye bakarak oy vereceklerin zaten verdiğini de unutmamak gerekiyor. Bu bakımdan televizyondaki tartışma öncesinde Ak Parti’nin özgürlükler, ekonomik sıkıntılar, güven meselesi gibi konularda bazı inandırıcı adımlar atarak Binali Beyin elini rahatlatması iyi olur.

Ak Parti seçim stratejisini tayin ederken gençlere yönelik bir adım düşündü mü, bilinmiyor. En az oy aldığı kesim gençler diye söyleniyor Ak Parti’nin. Unutmayalım, 20 ila 25 yaş aralığındaki genç seçmenler İstanbul’un eski sorunlarını yaşamış değiller. Dolayısıyla onlar için köprü, tünel, yol gibi maddi unsurlardan ziyade özgürlükler, fırsat eşitliği, iş imkânları gibi hususlar önemli hale geliyor. Şu sıralar işsizlik ve ekonomik sıkıntıların zirve yaptığı bir dönemden geçiyoruz. Bu bakımdan gençlere yönelik inandırıcı bir söyleme ihtiyaç var. Eğer bir bakanın söylediği gibi bu yıl iki buçuk milyon istihdam yaratacağız gibi afaki söylemlerle çıkarsa Binali Bey televizyon ekranlarına, sonuç 31 Marttakinden farklı olmaz.

Ak Parti Genel Merkezindeki birimleri işine karıştırmayacak kadar olan bitenin farkında olmalı Binali Bey. Siyasi ve Hukuki işler birimi, KHK’lılar oy kullanamaz gibi bir hukuk skandalına imza atmışlardı. Onlardan bir şey beklenemez. Yerel yönetimler birimi, bütün büyük şehirlerin kaybından kendilerine bir pay çıkarmadıklarına göre onlar da hiçbir yaraya merhem olamazlar. Ekonomi biriminden Türkiye’deki bunca sıkıntılara çare olabilecek bir adım duyan var mı? Ar – Ge biriminin dünyasında, ne araştırma ne de geliştirme kavramlarına yer var. ‘Gençler niçin Ak Partiye uzak duruyor, büyük şehirleri niçin kaybediyor Ak Parti’ gibi hususlar onların işi değil ya… İnsan Hakları biriminin başında Türkiye’de insan hakları ihlali yok diyen biri mi vardı?  Seçim işleri birimi ise ‘oylar çalındı’ diyerek kendi aczini ortaya dökmekle kalmıyor, kim çaldı, nasıl çaldı, sandıkta mı, ilçedeki sayım dökümde mi, ildeki birleştirme tutanaklarında mı sorularını havada bırakıyordu. YSK’ya sundukları dilekçede de bunlara tek kelime ile olsun yer vermiyordu. Üstelik bir önceki yazıda vurguladığım gibi Ak Parti’yi, vatandaşına güvenmeyen tek parti dönemi anlayışıyla eşdeğer hale getiriyordu.

Genel Merkezdeki birimlerin fonksiyoner olmadığı apaçık ortada.

Binali Beyin işi bir hayli zor. Seçim stratejisini iyi düzenlemezse İzmir’den sonra İstanbul’da da ikinci defa kaybetme tehlikesi var…

Leave a Comment

shared on wplocker.com