Mağduriyet var mı?

Sözlükler mağduriyeti ‘haksızlığa uğrama, haksızlığa maruz kalma’ diye açıklıyor.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisinde Olağanüstü Halin uzatılmasına dair oturumda Başbakan Yardımcısı sıfatıyla konuşan Nurettin Canikli kamudan atılanlar için “kesinlikle mağduriyet yok” diyor. Acaba?

 

15 Temmuzun en büyük mağduru Türkiye, buna kuşku yok. FETÖ, hem insanlarımızı hem ülkemizi hem de inanç manzumemizi mağdur etti.

 

İnanç manzumemiz mağdur oldu. Bu mu müslümanlık diyenlerin çoğaldığını siz de görüyor musunuz? Şimdi gerçek müslümanlara hayatın her fakültesinde çok iyi örnekler vermek gibi ağır bir vazife düşüyor.

 

Ülkemiz mağdur oldu. Demokrasi yolunda adımlarımızı sıklaştırmamız gereken bir dönemde duraklamak zorunda kaldık. Bu da Türkiye’nin manzarasını bozdu. Hala darbelere teşebbüs edilebilen bir ülke konumunda olmak bize hiç yakışmadı. Bunun başta Türkiye algısı olmak üzere pek çok kavramı yerle bir ettiği ortada. Sanırım en büyük zararı Türkiye’de yeniden bir korku ortamının hâsıl olmasıyla yaşıyoruz. Ekonomimiz ve üretim potansiyelimiz ne çok etkilendi bu hain girişimden. AB ile ilişkilerimiz kopma raddesine geldi. Hukuk sistemimiz alt üst oldu. Bir takım korku ve kaygıların hukuk camiası üzerindeki etkisi herkesin bildiği ve konuştuğu bir husus. Öyle bir duruma geldik ki ikili üçlü sohbetlerde dile getirilenlerin agorada konusu bile edilemiyor.

 

İnsanlarımız mağdur oldu. Cumhurbaşkanımızın da dediği gibi kandırılmışlık her şeyden önce insanlarımızın güven duygusunu sarstı. Olağanüstü halin yanlış uygulamaları başka mağduriyetler ortaya çıkardı. Bizim insanımızın çok önem verdiği bir şeydir hayır yapmak. FETÖ hainleri bu duyguyu alabildiğine istismar etti. Birkaç zeki çocuğun başarısını bütün okullarının başarısı gibi gösterip okullarına öğrenci çekti. Bu tuzağın farkına ne başkaları vardı ne de Milli Eğitim. Banka kurdular ve yine faize bulaşmak istemeyen masumları tuzağa düşürdüler. Şimdi bu hainlerin okullarına çocuğunu gönderenleri, bankalarına para yatıranları, onlara çeşitli adlar altında hayır niyetiyle yardımda bulunanları muaheze ediyoruz. Bu yanlışlıkları görüp feryat eden nice Ak Parti sevdalısı var. Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü ve mitingi bu sebeple alaka gördü. Orada mesele CHP muhabbeti değil adalet muhabbeti idi. Öğretim üyesi pek çok tanıdığım var işinden edilen. Önemli bir kısmı çocuklarının okulu yüzünden perişan edilmiş durumda.

 

Nurettin Canikli yukarda bahsettiğim konuşmasında 17-25 Aralık sonrasının önemli olduğunu söylüyor. Zaten bütün mesele de bu kritere uymamaktan çıkıyor. Nurettin Canikli bakın o konuşmada ne diyor:

 

“Örgüt kriminalize olmadan, terör örgütü olduğuna ilişkin emareler hukuki format içerisinde tespit edilmeden siz hiçbir kuruluşa, kişiye “Siz terör örgütüsünüz, şiddet kullanacaksınız.” diye suçlamada bulunamazsınız, oradan yola çıkarak işlem tesis edemezsiniz, edebilir misiniz? Edemezsiniz. O nedenle, bu yapının örgüt olarak nitelendirilmesinin önünü açan ilk hareketleri, ilk kalkışmaları 17-25 hadiseleridir. Ondan önce de birtakım işaretler var ama esas buradadır. Ama burada bile yine… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  …bu olaylardan sonra çok ciddi bir… (Devamla) – Ancak, bu olaylar, işaretler ortaya çıktıktan sonra terör örgütü kabul edilmiştir. Terör örgütü yine, hukuki standartlar ve kriterler çerçevesinde kabul edilmiştir./ Şimdi, buradaki tartışılması gereken nokta şu esas itibarıyla: Terör örgütü olduktan sonra, terör örgütü olduğu kesin olarak hukuken tespit edilip ortaya konulduktan sonra bu örgütle olan ilişkiler, bu, başka bir şey, ama ondan önce sivil toplum örgütünün ötesinde başka bir adla henüz daha tanımlanmasının mümkün olmadığı dönemlerdeki ilişkiler başka bir şey; ikisi çok farklı, biri terör örgütüne destek vermektir kesinlikle. Terör örgütü olduğu tespit edildikten sonra, ondan sonraki ilişkiler varsa -kimse fark etmez, kişi ya da kuruluş- ondan sonraki ilişkiler terör örgütüne yardım ve destek ilişkisidir ve suçtur aynı zamanda.”

 

Doğru söze ne denir… Fakat uygulama böyle mi? Hem böyle söyleyeceksiniz hem de “kesinlikle mağduriyet yok” diyeceksiniz. Olmaz… Türkiye’nin FETÖ’yü 26 Mayıs 2016’da terör örgütü ilan ettiğini ekleyelim. Ama bana sorarsanız 17-25 Aralık 2013 olmalıydı. Örgütle 17-25 Aralık sonrası organik bağını gizli ya da açık devam ettirenlerle “lanet olsun bunlara” diyenleri aynı kefede tartmak doğru mu? Sıkıntı veren bu haldir. Yüz binden fazla insanı “ne olursa olsun hainlerin peşinden gider bunlar” diyerek damgalamak hakka, hakkaniyete, hukuka, ahlaka, etik değerlere, uluslararası normlara uymaz. Bu halin toplum psikolojisinde ilerde yaratacağı tehlikeye dikkat çekenlere neden kulak verilmez, anlamak mümkün değil.

 

Bu hainlerin nasıl çalıştığını anlamak için yakında çıkmış bir kitaba göz atmakta fayda var. Kemal Gümüş’ün “İşgalin Yapı Taşları” başlıklı çalışması hainlerle masumları ayırt etmek için de bir kılavuz mahiyetinde.

x işgalin yapı taşları

Nurettin Canikli bu kitabı biraz karıştırsaydı şu sözleri etmezdi:

 

“Kesinlikle bir mağduriyet yok, kesinlikle. Bakın –biliniyor, delillerle ispat edemiyoruz ama- bugün kamuda ihraç edilenden daha fazla bu örgüte bağımlı, bu örgütle irtibatlı ve örgütün talimatlarını sorgusuz sualsiz yerine getirecek kadar hem kalbini, ruhunu hem de aklını oraya teslim etmiş olan kamu çalışanı olduğunu biliyoruz.”

 

Şimdi ben tanıdığım Ak Parti delisi insanlara nasıl laf anlatsam? Dosyada hiçbir şey olmadığı halde tahliye kararı vermeye korkan hâkimleri nereye koysam? Cumhurbaşkanımızın bu yapıyı anlatırken “tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet” diyerek yaptığı tanımlamayı bana hatırlatanlara ne desem?

 

Keşke niyet okuyan bir makinamız olsaydı. Yok işte… Bakalım o insanlar hangi niyetle bunların okullarına çocuklarını göndermiş, kurban parası vermiş, sohbetlerine katılmış. Haksız teftişlerden kurtulmak için bunların sohbetlerine giden esnaf ve iş adamlarını sizler de biliyorsunuz sanırım. Bunun tedbirini almayan devlet ve bürokrasi masum, insanlar kabahatli, öyle mi? Olmaz…

 

Sıkı FETÖ’cü çıkan bürokrasideki bazılarının referanslarını çaktırmadan okumayı ne kadar isterdim. Bu FETÖ’cülere post sağlamak için kimi bakanlara olmadık baskılar yapan milletvekili ve parti yöneticilerini siz de bilmek istemez miydiniz?

 

Şunu unutmayalım: mağduriyet sadece bugünün meselesi değildir, geleceğimizi karartabilecek bir potansiyele sahiptir. Ak Parti 2019 seçimlerine giderken bunu derinden hissedecektir.

 

Ah Nasrettin Hoca ah… Karanlıkta kaybettiğin anahtarı aydınlıkta arayarak ne güzel dersler verirdin bize. Kusura bakma, şu sıralar İnternettin Hocaya meyletti insanlar…

 

Korkuların esiri olmak… Bu iyi bir şey değil…

Leave a Comment

shared on wplocker.com