Abdullah Gül ile Urfa’da iki gün

Geçtiğimiz hafta Urfa’daydım. Peygamberler diyarı olarak bilinir Urfa. Belki Urfa kadar bulunduğu coğrafya için de geçerlidir bu söz. Bu coğrafya ve oradaki acılar söz konusu olunca aklıma takılan ve daha önceki bir yazıda da dile getirdiğim bir soruyu paylaşayım sizlerle:

“Allah niçin Peygamberlerinin çoğunu bugün bizim Orta Doğu tabir ettiğimiz bölgedeki insanları ıslahla görevlendirmiş? Dünyanın başka yerlerinde bunca kavim varken acaba niçin Mısır, Filistin ve Mezopotamya ilâhî vahye daha çok muhatap olmuş? Bölgenin bugün içinde bulunduğu halin Allah’ın bu takdiriyle bir münasebeti var mıdır? Acaba bu ağır imtihanı ancak Orta Doğu’nun mazlum halkları mı kaldırabilirdi? Allah’ın son elçisi Peygamberimiz niçin öncekiler gibi Filistin bölgesinde değil de Mekke’de zuhur etti?”

Faruk Bayrak, bünyesinde Alfa, Kapı, Everest, Artemis ve Büyülü Fener Yayınlarını barındıran Alfa Yayın Grubunun sahibidir. 2002-2007 arasında Urfa milletvekili olarak Mecliste de bulunan Faruk Bayrak’ın benim için, galip vasfı mı desem, mümeyyiz vasfı mı desem, yayıncılığıdır.

On birinci Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ü Urfa’da ağırlamak istiyordu bir zamandır Faruk Bey. Abdullah Gül Vakfı bünyesinde bulunan arkadaşlarını da bu seyahate katılmaya davet nezaketini gösterdi. Ben de bu tertipten Urfa’daydım. Seyahate siyasi bir kılıf biçmeye çalışanlar boşuna zahmet etmiş olurlar. Seyahatin böyle bir maksadı yoktu ama Abdullah Gül’e Urfalıların gösterdiği yoğun alakayı bu doğrultuda yorumlayanlar çoktu.

Cömertlik bir kişinin şahsında mücessem hale gelebilse eminim ki Faruk Bayrak ilk sıraya oturur. Ayrıca Hazret, bunu gösteriş olsun için değil bir hayat tarzı olarak benimsemesiyle maruftur.

Ben seyahate Ankara’dan katıldığım için sabah erkenden Urfa’ya indim. Faruk Beyle biraz sohbetin ardından Balıklı Göl ve civarını dolaştım. Buradaki manevi havayı teneffüs etmek şu günlerin karmaşası içinde o kadar iyi geldi ki… Urfa’nın manevi ikliminde bu camilerin ne kadar önemli bir yeri var demeden edemiyor insan… Makam-İbrahim’de kıldığım iki rekât namazda bir Hz. İbrahim’in putlarla ve putperestlerle mücadelesini düşündüm bir de günümüzde insanların farkına varmadan ne çok put edindiklerini…

Urfa’ya daha önce de gelmiştim. Avrupa Birliği Uyum Komisyonu Başkanı iken bir proje kapsamında Avrupalı Parlamenter, gazeteci ve sivil toplum mensuplarıyla bir toplantı düzenlemiştik. O gezi ve toplantıya ilişkin notlarımı “Urfa ve Mardin nereye bakıyor?”  başlıklı bir yazıda paylaşmıştım.

Urfa’nın tarihi çarşısını dolaşıp Gümrük Hanında bir menengiç kahvesi içtim ve rehberim Faruk Beyin yeğeni Suat Bey nezaretinde küçük bir alışverişle otele döndüm.

Eyyüp Peygamberin “sabır makamı” da Fatiha okuduğum noktalardan biri oldu.

Sonra Abdullah Beyi karşılamak için havaalanının yolunu tuttuk. Aman Allah’ım, o ne kalabalık. Herhangi bir duyuru yapılmamıştı, afiş, ilan yoktu. Abdullah Bey, Faruk Beye “bu ne…” der gibi baktı. O da “Efendim, kendiliğinden, geleceğinizi bir şekilde haber alanlar bunlar, sizi seviyorlar” dedi. Uzun bir konvoyla şehre geldik ve doğrudan Şanlıurfa Arkeoloji ve Mozaik Müzesine girdik.

AG-Urfa1

Bu müzeyi anlatmak zor… Müze konusunda uzman değilim elbette. Fakat Avrupa’da bile böylesi az desem yeridir. Rastgele bir binayı müze yapmak yerine müze olarak tasarlanmış bir yapı bu. Yapının özellikleri ve bölümleri için bakılabilecek internet siteleri var. Urfa ve yöresi zaten bir açık hava müzesi… Göbekli Tepe tarihin sıfır noktasını 12 bin yıl geriden başlatan özelliği ile Urfa’da başlı başına bir değer. Şu anda Göbekli Tepe alanı kapalı olduğu için oranın özelliklerini Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi içinde takip etmek zorunda kaldık. Beş yıl önce Göbekli Tepe alanını görmüştüm. İnanılır gibi değildi. Devasa dikili taşların o dönemde hangi teknikler kullanılarak yerleştirildiği tam bir muamma. Aklımdaki birçok soruyu kalabalıklar içinde dile getiremedim ve “nasılsa internet sitesi vardır müzenin” diye düşündüm. Heyhat…  Maalesef müzenin detaylı bir internet sitesi yok… Bu, büyük bir eksiklik… Yine de size NTV’nin bir belgeselini önerebilirim. Arkeoloji müzesinin hemen yakınındaki mozaik müzesi de insanın tarih boyu serüvenini merak edenlerin görmesi gereken yerlerden… Faruk Bey, Göbekli Tepe’ye dair iki kitap yayınlamıştı. Urfa’ya gitmeden önce bu kitapları epeyce karıştırdım. Kitaplardan biri “Göbekli Tepe”, diğeri “Göbekli Tepe ve Tanrıların Doğuşu” adını taşıyor.

Göbekli Tepe iki kitap

El-Ruha oteli dış görünüşü itibariyle Urfa’nın geleneksel yapı tarzı kullanılarak inşa edilmiş. Otel sahibi Şevket Beyin titizliği her yere yansımış. Akşam yemeğindeki lezzetler Faruk Beyle Şevket Bey işbirliği olarak kendini belli etti. Faruk Bey’in bir yayıncı olarak pek çok yemek kitabı yayınladığını biliyoruz. Bunlardan biri de “Urfa Mutfağı-Urfa’da Pişer Bize de Düşer” adını taşıyor. Kendisinin hazırladığı Soframda Anadolu dizisinden Güneydoğu Anadolu Yemekleri adlı kitabı da hatırlatayım. Abdullah Beye İstanbul’dan eşlik edenler ve Urfa’dan katılanlarla birlikte yüz kişiyi bulan sofrada Urfa lezzetleriyle tanışmak güzeldi. Daha sonra otelle iç içe, sıra geceleri için donatılmış bir mağarada sıra gecesi ve çiğ köfte vardı. Urfa türkülerini zaten severdim ben. Eh, Abdullah Bey olunca Gesi Bağları türküsü de sırada yerini aldı.

urfadapiser

Ertesi gün Cuma namazını Dergâh camiinde kılmak üzere önce bir çarşı ve Balıklı Göl gezisi yapıldı. Urfa’nın tarihi kapalı çarşısı da bölümlere ayrılmış. Bıçakçı pazarı ayrı yerde, kazancı pazarı ayrı yerde, pamukçu pazarı ayrı yerde… Abdullah Bey için bu çarşıda yürümek çok uzun zaman aldı, alaka büyüktü, hele fotoğraf merakı… Kimseye hayır demedi Cumhurbaşkanı… Urfalılar ikramda da yarıştılar. Sonra Gümrük Hanı… Ciğer kebabı… Menengiç kahvesi… Burada yaşlı bir Urfalının söylediklerini not ettim, ama isterdim ki herkes bunu o Urfalının şivesiyle dinlesin. Şöyle dedi bu güngörmüş adam:

“Ben 1938 doğumluyum. Dedem 1955’te eşşek sırtında hacca gidip geldi. Aklına beni soyan, döven olur mu diye bir şey gelmedi. Şimdi ben evimin etrafına duvar çekiyorum. Kimse kimseye güvenmez oldu. Baba oğula, oğul babaya güvenmiyor. Bu hastalığın şifası nedir?”

AG-Balıklı göl

Urfa’da herkes her şeyin farkında… Bu yaşlı adam sanki Türkiye’nin en önemli probleminin özetini çıkarır gibiydi. Urfalılar turizmin sıfır noktasını bulmasından şikâyetçi. Onun da temeli güvenlik. Biraz da Suriye meselesi… Bilhassa yabancılar “Urfa’nın hemen ötesinde savaş var” kaygısından kurtulamıyorlarmış. Abdullah Beyin on beş gün kadar önceki İzmir seyahatinde söylediği “Kürt vatandaşlarımızın aidiyet duygusunu sarsacak tavır ve söylemlerden uzak durulmalı” mealindeki sözlerinin burada konuştuğum herkes üzerindeki müspet etkisini bizzat müşahede ettim. Cuma hutbesine çıkan imamın hutbe öncesi “Cumhurbaşkanımıza hoş geldiniz demek istiyorum” sözü de Abdullah Beye olan alakanın bir nişanesi gibiydi.

Faruk Bayrak’ların köyü Hilvan’a çok yakın. Saluca adını taşıyor. Yemyeşil bir köy… Ben köyün adı Suluca mıydı da yörenin şivesiyle Saluca’ya döndü diye düşündüm. Faruk Beyin Hilvan için yaptıklarını sayamam burada, ama bir sağlık tesisini Hilvanlıların hizmetine sunduğunu söylemeliyim.

Cuma sonrası köydeki güzel evin bahçesinde kurulan sofra sanırım bin kişi civarında misafiri ağırladı. Bu sade ve doyurucu lezzetler için kim bilir kaç koyun kesildi. Tabii ağa olmak kolay değil. Misafir de ağır misafir olunca başka türlüsünü düşünmek olamaz zaten…

AG-Saluca1

Urfa’da eski dostları da gördüm ben. İki gün boyunca, İbrahim Halil Çelik, Müfit Yetkin ve Zülfikar İzol Abdullah Beyle eski günleri anma fırsatı bulmuş oldular. Şanlıurfa Valisi Abdullah Erin Perşembe günü Ankara’daydı ama Cuma günü Abdullah Beyi hiç yalnız bırakmadı. Siverek, Eyyübiye ve Hilvan Belediye Başkanları da bizimle beraber oldu.

Bu yemek sonrası bir konuşma yapan Abdullah Bey herkese ve gösterilen ilgiye teşekkür etti. Uzun bir konvoy eşliğinde geldiği havaalanından İstanbul’a uğurlandı.

Urfa’nın da içinde olduğu bölge “bereketli hilal” olarak anılan toprakların üst ucunda bulunur. Bereketli bir geziydi.

Leave a Comment

shared on wplocker.com