Kendini anlat, rakibini karalama…

Çok bilinen bir söz vardır “usul esastan önce gelir” diye. Mecelle’de “usul esasa mukaddemdir” diye ifade ediyordu bunu Cevdet Paşa merhum. Doğru yöntemlerle icra edilen bir işin sonucu da doğru olur diyebiliriz. Yanlış yöntemlerle doğru sonuçlara ulaşmak hemen hemen imkânsız diye de ifade edebiliriz meramımızı.

Bu da nereden çıktı demeyin lütfen. Baksanıza seçimler geliyor diye adaylar arasındaki yarışa… Adayların kimisi kendi özelliklerini, başarılarını ve tasavvurlarını açıklayarak giriyor yarışa,  kimisi muhtemel rakiplerini yererek, kötüleyerek, onların geçmişini kurcalayarak giriyor. Burada toplumsal kokuşmuşluğa bir işaret var gibi geliyor bana.

Eğer bir toplum yanlış yapanlara, ahlak dışı davrananlara yasalar dışında bir müeyyide uygulamıyor ve o kimseler toplumda hala kendilerine bir yer bulabiliyorlarsa bu hali kokuşmuşluk olarak tavsif etmeyelim de ne yapalım!..

Yalan söyleyenlere, iftirayı adet haline getirenlere, dedikodu üretim merkezi gibi çalışanlara yasaların yapacağı şeyler sınırlıdır. Ancak toplum bu gibilere kendiliğinden bir müeyyide tatbik etmiyorsa durum vahim demektir.

Mesela haksız yere emsal artışı veren belediye ya da resmi makam, alan müteahhit ya da arsa sahibi toplumda hala itibar sahibi olabiliyor hatta becerikli addediliyorsa o toplumun sonu iyi değildir. Hele bu işe bir de siyasiler aracılık ediyorsa vaziyet “ört ki ölem” serzenişinden de ötedir.

Bilindiği gibi hapishanenin bile bir ahlak anlayışı vardır. Çocuklara sarkıntılık edenlere diğer mahpuslar aralarında kolay kolay yer vermezler. Bunu vaktiyle kısa süreyle de olsa siyasi sebeplerle kaldığım zindanda bizzat gördüm.

Bugünlerde yerel seçimlerde yarışacak adaylar kendilerini ifade etmeye çalışıyorlar. Parti merkezlerine, etkili olacağı düşünülen partililere ve sözüne kıymet verileceği umulan kişilere müracaatlar almış başını gidiyor. Şehirlerin belediye başkanları büyük ölçüde belirlendi ama ilçe belediye başkanlıkları ve meclis üyelikleri henüz tamamlanmadı. Bazı belediye başkanlıklarının belirlenmesi sürecinde kulaklara üzüntü verici haberler gelmedi diyebilir miyiz?   

Rakibi küçültmenin, onu yermenin ve karar mekanizmalarının gözünde değersiz kılmanın en önemli araçlarından biri olarak kullanılıyor FETÖ’cülük. Bu tavır bile başlı başına FETÖ’cü alâmeti değil mi? Onlar insanları kendi amaçlarına hizmet etmeyecekse karalamanın her türlüsüne tâbi tutmadılar mı? Şimdi halka hizmet iddiasındakilerin böyle bir tavır içerisine girmeleri aslında karar mekanizmalarının işini kolaylaştırıcı bir fonksiyon icra etmeli ve bu tiplere kapılar kapatılmalı değil mi? Ben olsam işe kendinden değil rakiplerinden başlayanları anında eleğin altına iterim.

Yalan dolan sadece adaylar arasında cereyan etmiyor, onların taraftarları arasında da aynı şeyler vuku buluyor. Sosyal medyada bu anlamda kılıç kuşanan çok… Nasılsa soran eden yok… İnsafı da elden bırakanlar için, üstelik tutarlılık kaygısı da olmayınca çala kılıç koşturmak mümkün… Yakın zamanda bunun çok örneklerini gördük. Trollere yol verenler yarın aynı trollerin linçine maruz kalabileceklerini hiç mi hesap etmiyorlar?

Üzerinde durulması gereken bir husus daha var. Biz FETÖ mensuplarına akıl ve iradelerini bir kişiye teslim ettikleri için kızgınız. Dolayısıyla aklı başında insanlar kişilere değil prensiplere bağlılıklarını ortaya koyarlar. Kişilere sadakat ancak prensiplere bağlılıkları sürdüğü müddetçe anlamlı olabilir. Peki, önümüzdeki seçimlerde kişiler üzerinden değil prensipler üzerinden yürütülecek tartışmaların ağırlık kazanmasını beklesek hayal mi kurmuş oluruz?

Bu tür tartışmalarda hakikati gizlemek de bir yerde yalan söylemekle eşdeğer olsa gerek. Şu günlerde medyadaki bazı tartışmalara bakıyor ve her konuyu kişiler üzerinden ele alanlara bakınca ‘nerede kaldı bizim ahitleştiğimiz umdeler, programlar, tüzükler’ demekten kendimi alamıyorum.

Bu seçimlerde ülkemizin geleceği adına en endişe verici tutumlardan biri kutuplaştırarak seçim kazanma gayreti olur. Bir arada yaşama ilkesini yerle bir etmenin bir âlemi var mı? Bana sorarsanız bir yanlış yöntem de bu. Bu yanlış yöntemle elde edilecek sonucun hayırlar getirmeyeceği kanaati bir hayli yaygın… Oy almak için kalbleri kazanmak esas değil miydi? Kutuplaştırdığımız toplumda karşınıza aldığınız insanın kalbini kazanmanın imkânı var mı?

Demokrasiyi doğrular üzerinden işletmek hem iktidarın hem muhalefetin görevi. Buna kişiler de doğru yöntemleri kullanarak katkı yapabilirler.

Ne dersiniz, Hz. Peygamberin “ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” sözündeki hikmete kulak veren bir toplum olmak için nereden başlamalı? Ahlâk-ı Alâ’i adlı ahlak kitabında Kınalızade Ali Efendi siyasi ahlak üzerine de dersler veriyor.

Farkındasınız değil mi, ahlâktan bahsediyoruz…

Leave a Comment

shared on wplocker.com