İnovasyon tembelliği mi, yeni bir inovasyon dalgası mı?

Kaç zamandır, inovasyon ya da Türkçe söyleyecek olursak yenilik veya muayyen bir alanda teknolojik karakteri baskın bir yenilik hâsıl etme ve ticarileştirme olarak açıklayabileceğimiz bu kavram etrafında bazı şeyler söylemek istiyordum. İnovasyon için şu tanımları da aktarmadan geçmek istemem: yaratıcı düşüncenin teknik bir icada dönüştürülerek ticarileştirilmesi veya biraz daha basitçe söylersek radikal bir yeniliğin ticarileştirilmesi…

Aslında dolaylı olarak bu konulara dair pek çok şey yazıp çizdim. Türkiye’de lisansüstü bilhassa doktora çalışmalarına ayrı bir önem vermemiz gerektiğini söyleyip durdum. Zira inovasyon ancak bu çalışmalar neticesinde hayatımıza girme şansı bulabilir Katma değeri yüksek teknolojik ürünlere olan ihtiyacımızı yalnız ben değil işi daha iyi bilenler de söylemekten geri kalmıyor. Türkiye mevcut sanayi yapısıyla bırakın 2023 hedeflerini onun yarısını bile yakalayacak motivasyona sahip değil.

Ben de nelerden bahsediyorum. Maliye ve Hazine Bakanı hedef küçültmüş olmalı. Baksanıza yılsonu hedeflerimizi tutturduk diye konuşmalar yapıyor.

Bu anlayışta olanlar yüzde 20’lerde 25’lerde gezen enflasyon ve faizi, alabildiğine değer kaybetmiş paramızın durumunu, tırmanan işsizliği, ekonominin tıkanma noktasına doğru gidişini yılsonu hedefleri olarak takdim etmekte bir mahzur görmüyorlarsa sözün bittiği yere gelmişiz demektir.

Türk Lirasının değer kaybetmesinin de etkisiyle son dönemde ihracatımız artış gösteriyor. Ancak bu artış bir vakitler iddialı bir şekilde ortaya koyduğumuz 2023 hedeflerini yakalayacak bir hızda değil. Daha da önemlisi bu ihracatta yüksek teknoloji ürünlerinin payının çok düşük, hatta önceki yıllara göre oransal olarak da düşük olması… Kaldı ki ihracattaki artışın yalnız başına bir iyileşme göstergesi olmadığını cümle âlem bilir.

Amerika’nın iletişim ve haberleşme teknolojileri alanındaki en büyük şirketlerinden Apple, borsada olağanüstü bir kayba uğradı. Bunun en önemli sebeplerinden biri olarak inovasyon konusunda şirketin durağan bir hale dönüşmesi gösteriliyor ve inovasyon tembelliği olarak aktarılıyor. The New York Times gazetesinde bu konuda çıkan bir yazı ilginç hususlara parmak basıyor. En önemli vurgusu da inovasyon ihtiyacı konusunda kendini gösteriyor. Bu yazının başlığında ortaya atılan ilginç bir soru var: “Apple çağının sonu mu?” Yazı, şu fikri öne çıkarıyor: Bir sonraki inovasyon dalgasına ihtiyacımız var ve buna hemen şimdi ihtiyacımız var. Bu yazı yine ilginç bir soruyla nihayetleniyor: “Hepimizi aydınlatacak bir sonraki kıvılcım nerede?”

Amerika’daki bir şirketin inovasyon tembelliği olarak nitelenen durumu bizi hiç değilse katma değeri yüksek ürün konusunda uyaramaz mı? Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi beyin göçü hakkında yazılıp çizilenlerin doğru olmadığına dair açıklamalar yapıyor ama inandırıcı olamıyor. Zira üniversitelerde çalışanlar yakından biliyor ki yurt dışı imkânı bulanlar arkalarına bakmadan gidiyorlar. Peki, bu durumda bizim ileri teknoloji ürünleri hayalimiz ne olacak? Şunu kavramak zorundayız: Bilim adamlarının paradan önce nefes almaya ihtiyaçları vardır.

Bu konularda kafamızı kuma gömmeye lüzum yok. Etrafımızdaki üç beş kişiyi buna inandırabiliriz belki ama bir faydası yok. Bundan on yıl önce yurt dışındaki bilim adamlarımız Türkiye’ye dönmenin hayalini kuruyor ve bir yol bulmaya çalışıyordu. Şimdilerde bu hayal ters dönmüş vaziyette…

Bu cümleden olmak üzere bir hususa işaret edeyim. Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlarından bir profesörün BBC’de katıldığı bir tartışmayı dinledim. Türkiye’de yazıp çizdikleri yüzünden tutuklanan ve mahkûm olan kimse yok diyordu. Özgür gazetecilik için bir engel var diyenler abartıyor anlamında bir şeyler söylüyordu. Hadi buna biz inanalım, dünya âlemi nasıl inandıracaksınız? Eğer dış âlemde iyi bir Türkiye algısı oluşturmak gibi bir derdiniz varsa yol bu olamaz. Bir algı problemi görmüyoruz diyenler, içine kapanmış bir Türkiye özlemi içinde olmalılar. Bu anlayışla dış âlemden döviz girdisi ve yeni yatırım elde etmesi mümkün mü Türkiye’nin?

Türkiye’de pek çok kişi ve kurum kendi işini bırakıp başkasının ya da başka kurumların işini yapmaya niçin bu kadar hevesli? Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, ne zamandan beri Dışişleri ya da Savunma Bakanlığının işlerine karışır oldu? Şu sözlerin Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ile ne ilgisi var: “Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi istikrarı, Türkiye’nin esas öncelikleridir.” Milli Savunma Bakanlığı var, Dışişleri Bakanlığı var, Cumhurbaşkanı sözcüsü var, Ak Parti sözcüsü var. İletişim Başkanı anlaşılan iletişim alanında bir sorun görmüyor ve kendine iş arıyor, ya da başkalarının yerine göz dikiyor. Üstelik bu tavır yukardaki örnekle sınırlı değil. Sanki Dışişleri Bakanı konuşuyor: “ABD, Türkiye ile çalışarak Münbiç yol haritasının daha fazla gecikmeden hayata geçirilmesini sağlamalıdır.”

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye’nin mevcut kurumlarının hafızasını ve motivasyonunu korumak zorundadır. Bakanlıklarda ve bir takım başka kurumlarda inisiyatif kullanmakta zorlanan ve her işi Külliyeye havale eden anlayış iyi bir gidişe işaret ediyor olamaz. Motivasyonu kalmamış kadrolarla iş çıkarmanın zorluğunu bilmemek olacak iş midir?

Tembelliğimiz sadece inovasyonla sınırlı kalsa keşke…

Leave a Comment

shared on wplocker.com