Abdullah Satoğlu… Nezaket timsali bir şairin vedası…

Abdullah Satoğlu… Nezaket timsali bir şairin vedası…

Yazmak her zaman zor değildir ama bazı yazılar insanı zorlar. Benim zorlandığım yazılar, yazacak bir şey bulamamaktan değil o yazının çatısını çatmanın güçlüğündendir. Çünkü bazı yazılarda hangi hususu öne çıkarmak gerektiğine karar vermek hayli müşküldür.

10 Aralık 2025 Çarşamba günü vefat eden, 11 Aralık’ta Karacaahmet’te toprağa verilen Abdullah Satoğlu hakkında yazmak da böyledir. Onun hangi vasfını diğerlerine baskın göstersem olmaz. Söyleyin bakalım nezaketi mi, şairliği mi, çalışkanlığı ile ortaya koyduğu ansiklopedi çapındaki eserleri mi, çektiği acılar mı, Kayseri sevdası mı, yoksa herkese örnek olması gereken şahsiyeti mi? Biraz bencil davransam onun benim ve Abdullah Gül’ün ortaokul ve lisede velimiz olduğu hususu mu?

En iyisi burada yazacağım hususiyetlerinin bir öncelik taşımadığını söylemek. Bir vasfını diğer vasıflarına galip sayacak bir anlayıştan uzak durmam gerektiğini belirtmeliyim.

Sene 1962. İlkokulu bitirdik sıra ortaokulda. Abdullah Gül ile birlikte Nazmi Toker Ortaokuluna kayıt yaptıracağız. Galiba ilk defa o yıl Kayseri Lisesi ortaokul öğrencilerini almaya son vermiş. O sebeple Nazmi Toker’e gideceğiz. Bize bir veli lazımmış. İkimiz birden elimizde bazı kağıtlar, Abdullah Amcanın Kayserililerin tabiriyle Sarayın Önü’ndeki yani Meydandaki idarehanesine gittik. Aklımda kaldığına göre Ahmet Paşa İlkokuluna çıkan yol üzerinde düz ayak bir idarehaneydi. Benim Abdullah Amca ile ilk yakın temasım belki de bu vesile ile olmuştu. Bu arada belirtmeliyim, Abdullah Satoğlu, Abdullah Gül’ün annesinin amcasıdır. Bu sebeple aramızda konuşurken biz Abdullah Satoğlu’ndan hep Abdullah Amca diye bahsederiz.

Abdullah Amca çok genç yaşında Hakimiyet Gazetesinin imtiyaz hakkına sahip olmuş ve 15 yıl bu gazeteyi yayınlamıştı.  İstanbul Gazetecilik Yüksek Okulu mezunu olan Abdullah Amca için daha uygun bir saha herhalde bulunamazdı. Aşkla yaptı bu yayıncılığı. Üstelik sadece Hakimiyet’le de kalmadı. 1958 yılında Filiz adlı bir dergiyi de kattı yayın sepetine. Filiz, genç şair ve yazarlar için filizlenme imkânı veren önemli bir yayındı.

Abdullah Satoğlu’nun şairliği birçokları nezdinde diğer vasıflarına göre daha önde gider. Aslında şair bir aileden geliyor desek yeridir. İki ağabeyi İsmail Hakkı Satoğlu ve Hulusi Satoğlu da divan sahibi şairlerdir. Bir de Abdullah Satoğlu’nun yeğeni Dr. Yüksel Satoğlu Gemalmaz’ı zikretmek lazım. Abdullah Satoğlu’nun “Lâle Şairi” olarak bilinmesi ise lâle’ye olan muhabbeti ve lâle temalı şiirleri sebebiyledir. Her işi vaktinde icra etmek gerekiyor. Niçin onca sohbet sırasında lâle aşkının nereden neşet ettiğini sormadım diye hayıflanırım. Ama bana cevap sayılacak bir şiiri var onun:

Lâleye tutkumu herkes soruyor
Sorulur mu böyle soru bir tanem
Dört mevsim içimde tütüp duruyor
Lâlenin sarısı moru bir tanem


Yine de bu aşkın menbaını Lâle Üstüne adlı şiirinde teşhis edebiliriz:

Açar mihrabda ilâhî lâleler
Sırr-ı Hüdâ’dır billâhî lâleler
Zikreder her dem Allah’ı lâleler
Bir türkü tutturdum lâle üstüne


Lâle Üstüne adlı şiirinin tamamı şurada.

Abdullah Satoğlu’nun lâle temalı başka şiirleri de var. Bu şiirlerde gönle ferahlık veren nefesi hissetmemek mümkün mü…

Lâleye benzetirim baktıkça gözlerine
Zevk alırım bir demet lâleden mey yerine

Saklı, ruhumun en gizli yerinde lâleler
Açsın haşredek kabrim üzerinde lâleler…



Abdullah Amca’nın hem hüznünde hem coşkusunda var lâle. Onun Türk Şiirinde Lâle adlı bir eseri olduğunu da not edelim. Eşi Gülsel Hanım’ın vefatı “Hüzünlü Mısralar” adıyla yansımış sayfalara. Üstelik yukarıdan aşağı okununca “Gülselim” diye seslenen Abdullah Amca lâleler gibi solan eşini hüzünle yad eder:

Gülmem ne mümkün, şeyda bülbülüm gülüm gitti
Ümidim söndü, bitti neşem, tahammül bitti.
Lâleler gibi soldun, hazana döndü sinem
Sen gittin de boş kaldı gönül adlı hazinem
Emanet ettiğin her tomurcukta sen varsın
Lezzeti kalmadı, yalan dünya dönsün varsın
İncecik bir dal gibi kader indirdi yere
Mevsimlerden bir tatlı bahardın gönüllere…


Abdullah Satoğlu, Kayserili olmanın hakkını vermem gerekir diye düşündü galiba. O kadar çok Kayseri’ye dair eseri var ki… Burada hepsini saymak olmaz… Ancak Kayseri Ansiklopedisi onun çok emek verdiği, Kayseri’yi tarihi, önemli şahsiyetleri, tarihi yapıları, kısacası her yönüyle ele alan bir kaynaktır. “Kayseri! Kayseri!” adlı çalışması da öyledir.  Elbette onun Kayseri sevdası, şiirlerine de yansımıştır. İşte “Bu Şehir” başlıklı şiirinden birkaç dörtlük.

Kızılırmak coşup coşup durulmuş
Erciyes, bir şahtır ufka kurulmuş
Hamuru nur mayasıyla yoğrulmuş
Olmaz ne leke, ne kir bu şehirde

….

Sularda izi var Sultan Mesut’un
Sinan’dır şu minare, bu sütun
Gevher Nesibe ile Mahperi Hatun
Eser bırakmış bir bir bu şehirde

Bir İrem bağıdır Erkilet, Gesi
Uzanır surlarda mâbed gölgesi
Dört mevsim Hisarcık, Talas yöresi
Zümrütten bir ziynettir bu şehirde



Bu eserini benim için de imzalamıştı

Şunlar da Kayseri’ye Sesleniş adlı şiirden:

Talas bahçesinde, Gesi bağında
Burcu burcu kokan gülün olayım
Tekir yaylasında, Alidağ’ında
Küfül küfül esen yelin olayım

 …

Suların şifadır bütün ağrına
Erciyes, bulutu çekmiş bağrına
Fedâ olsun canım senin uğruna
Kapında bekleyen kulun olayım


Erciyes aşkı da başkadır Abdullah Satoğlu’nun:

Yaylandadır elvan elvan çiçekler
Manzaran neşeme neşeler ekler
Hasta kalbim senden bir şeyler bekler
Dolaşmıyor sensiz kanım Erciyes.

Sen tarih boyunca hep gururlusun
Yurda nur saçarsın zira nurlusun.
Neden hep heybetli, hep onurlusun?
Sendedir onurum, şanım Erciyes!


Abdullah Satoğlu, bir göz ameliyatı geçirir. Bakın ne güzel ağlıyor gözleri için:

Yârelerim göz göz oldu gören yok
Neden fersiz kaldı neden gözlerim?
Sis çöktü gözüme yol gösteren yok
Bir nimetti elden giden gözlerim…

 …

Deniz mavisi göz ne güzel derken
Göz göze gelmiştik koyda giderken
Bilinmez ki neden bıraktı erken
Yıllar yılı ben yeden gözlerim


Şiirin tamamı şurada. Eskiler bir beldeye vardıklarında önce o beldenin mübarek zatını ziyaret eder, bir nevi ‘destur’ istirham ederlermiş. Kayseri’nin mübarek zatı da, Hz. Mevlana’ya hocalık etmiş olan Seyyid Burhaneddin Hazretleridir. Abdullah Satoğlu’nun Seyyid Burhaneddin Hazretlerine ayrı bir bağlılığı vardır. Onun Kayseri için önemini de bilir elbette. Şu şiirle zikreder bu mübarek zatı:

Seyyid Burhaneddin’den İstimdat

Keşfeyleyip bir sırrı, düştün yola Tirmiz’den
Feyz almıştı Mevlânâ nice sohbetinizden.
Esirgeme ne olur şefaatini bizden
Bâd–ı sabâ olup es seherlerden müjde sun
Baş koydum ayağına Şeyhim kovuyor musun?
Ârifler sultânısın sen ey Seyyid–i Sırdan
Muhabbet buldum, sarhoş oldum zevk ü sürurdan.
Kubbe kubbe kanat ger üstümüze sen nurdan
Esirgeme ne olur şefaatini benden
Sarhoş oldum cezbenden, huzur buldum kubbenden!


Abdullah Satoğlu’nun Su adlı şiirinden bahsetmemek olmaz. Bu güzel şiirden buraya birkaç bölüm alıyorum ama hepsini okumak isteyenler ya şiir kitaplarına sahip olmalılar ya da Abdullah Satoğlu’nun pek güzel kullandığı Facebook sayfasına bakmalılar. O sayfa şurada. Burada hem bazı şiirleri var hem de eserlerinin bir dökümü. Katıldığı onca konferans, şiir şöleni ve toplantıdan fotoğraflar da burada.

SU

Ey! Rab’bın en büyük nimeti;
Sen Kâbe’de zemzem
Cami avlusunda sebil
Erciyes’te pınarsın.
Abant’ta gölsün nefis bir tablo gibi,
Gül yaprağında şebnem.
Her duasında rahmetli annem;

“Su gibi aziz ol!..” derdi.
     Annem gibi aziz olan su

     Sebil sebil cami avlusu…

Bu yazının daha fazla uzamasına izin yok, üzgünüm ama yok. O sebeple dilimin ucunda kalan birkaç cümle ile noktayı koymam gerekiyor. Ama önce onun Niyaz adlı çok uzun yakarışından örnekler vermem lazım. Yine hepsini okumak isteyenler için bağlantı şurada.

Niyaz

Aydınlat imanla kalbimi Rab’bim,
Dönmesin gündüzler bir dem leyâle.

Tâ elest bezminde, görmek için ben
Pervâne kesildim o nûr cemâle.

İlm-ü irfânı kıl bizlere mürşid
Yansın gönlümdeki nûrdan meş‘ale.

Vahdet deryasına daldır da beni
Durulsun gözdeki dinmez şelâle.

Lütfuna muhtâcız bizler Allah’ım,
Düşürme devleti, dîni zevâle.

Her zerrede bin bir hikmet bulunur,
Mazhar olmuş “lâle”, ism-i Celâl’e.

Huzurunda boyun eğmiş şevk ile,
Ebcedle denk gelmiş hilâle, lâle.

Gelince kabrime ol Münker-Nekir,
Mahzun kuşlar gibi düşürme lâl’e.

Aydınlansın n’olur nûrunla kabrim,
İnâyet et, mecal bulam suâle.

Ana, baba, kardeş, evlâd ü iyâl,
Toplansın Cennet’te bütün sülâle.

Gölge kıl “Livâ-ül hamd” sancağını,
Habîbinle ermek için visâle…

Yazıyı bitirmem gerekiyor ama söylemeden de olmuyor. Abdullah Amcadaki tevekkülün bir örneği var mı, bilmiyorum. Önce dört oğlunun annesi eşi Gülsel Hanım vefat etti. Sonra iki oğlu Selçuk ve Mete yakalandıkları hastalıklarla baş edemediler. Daha sonra da ikinci eşi Sevim Hanım vefat etti. Allah hepsine rahmet eylesin. Abdullah Amcanın bu olaylar karşısında Allah’a sarılması hakiki iman sahiplerine nasip olacak bir tavır. Allah ikiz oğulları Serdar ve Serhat’a uzun ömür versin.

Abdullah Satoğlu, ikiz oğulları Serdar ve Serhat’la… Sağında Serhat, solunda Serdar…

Onun akraba canlısı oluşu ayrı bir meziyet. Nezaketi ise anlatılır gibi değil. Örnek bir şahsiyetti Abdullah Amca. Allah rahmetiyle kuşatsın.

Abdullah Satoğlu’nun vefatına tarih düşmüş kadim dostlardan şair Bekir Oğuzbaşaran. Son sözümüz bu olsun.

Bu dünyâdan ukbâya rıhlet etti
Sonsuzluk Âlemi’ne hicret etti
Cennettekiler inşallah müjdeler:
“Rahman ve Rahîm, sana rahmet etti”…

(11 Aralık 2025 Perşembe)

Join the discussion